24 Eylül 2017 Pazar

Başarılı İnsanın Özellikleri-Düşünce Yapısı

Eylül 24, 2017
  Başarı, bir iş veya bir faaliyet sonucu elde edilen olumlu ve sevindirici sonuçtur. Başarılı insanlar, kendilerinin belirlediği amaçlara belli bir zaman diliminde ulaşırlar. Bu insanlar uyumlu ve doyumludur. Bu noktaya ulaşmak için öncelikle bir program yaparlar.



  Başarıya ancak belli bir programla ulaşmak mümkündür. Belli bir seviyeye ulaşmış mutlu ve başarılı kişiler, çok ender şikayet ederler. Onlar dış dünyada olup biten olaylarla veya başka insanlarla değil de kendi hedefleriyle ilgilenirler. Daha çok kendilerinin nasıl ve ne kadar değişmesi gerektiği üzerinde emek harcarlar.



Her insan başarılı olmak ister, ama çoğu kişi nasıl başarıya ulaşacağını bilemez. Başarılı olmak için büyük düşünmek ve hedef belirlemek şarttır. Belirlenen bu hedefe yaklaştıkça başarı duygusu yavaş yavaş hissedilir. İşte bu durum kişiyi daha üst hedeflere ulaştırır.

Başarıyı düşünen zihin başarı programı yapar. Eğer başarısızlık üreten düşünceler harekete geçiyorsa bir program yoktur demektir. Yetenekleri doğrultusunda çalışan kişi bahanelerle uğraşmaz. Sahip olduğu şeyleri en iyi şekilde kullanmanın ve onlardan büyük ölçüde fayda sağlamanın yollarını araştırır. Bu özelliklere sahip insanları gözlemlediğimizde, onların hem iç başarıya, hem de dış başarıya sahip olduklarını anlarız.

İç başarı, bir insanın, sağlıklı duygu, düşünce ve davranışlar sergilemesidir. Ruh halini güzelleştirmek için yapılan çabalar insanı iç başarıya götürür. Öfkeyle dolu bir baba, çocuklarını kırmamak için kendini kontrol altına alabilirse iç başarıya ulaşmış olur.

Dış başarı ise başkaları tarafından gözlemlenebilen ve ölçülebilen çabalar sonucu ulaşılan kazançlardır. Daha üst bir gelir seviyesine ulaşma faaliyeti, şöhrete kavuşma, makam sahibi olma, üniversite mezunu olma, doktora derecesi alma, bir derneğe kendi isteğiyle başkan seçilme, arzu edilen bir partide üst düzey bir göreve gelme dış başarıya örnektir.

Ne yazık ki insanların çoğu iç başarıyı ihmal etmektedirler ve ancak dış başarıya ulaştıktan sonra içlerindeki boşluğu fark edebilmektedirler. Bu boşluğu fark ettikleri zaman iç başarıyla dış başarıyı dengelemeye çalışırlar, ama bu konuda sayısız ihmalleri olduğu için de denge kurmada çok zorlanırlar. Bu yüzden başarı ve mutluluk için böyle bir denge kurmak şarttır.

Zülfikar Özkan

23 Eylül 2017 Cumartesi

Mutluluğa Programlanmak

Eylül 23, 2017
Mutluluğa inanmayan bir insanın mutlu olması imkansızdır. O yüzden insanın kendini mutlu olacağına inandırması, şartlandırması ve programlaması gerekir. Örneğin, samimi ilişkiler kurmaktan kaçınanlar, evlenmeyi sevmeyen ve gülmeyi unutmuş trajik karakterli insanlar mutluluğa inanmazlar ve bu yüzden de mutlu olamazlar.



Aslında mutsuz insan, yanlış yöne bakan insandır. Bir insanın mutlu olabilmesi için her şeyden önce bakışlarını kendi içine çevirmesi gerekir. Her ne kadar dış şartlar mutlu olmamıza engelmiş gibi görünseler de, düşünen insan, mutluluğun bir "tavır meselesi" olduğunu anlamakta gecikmeyecektir.



Unutmamak gerekir ki, olumlu düşünceler beden kimyasını bile iyi yönde değiştirebilmektedir.

Epictetos, "Tanrı, bütün insanları mutlu olmaları için yaratmıştır, talihleri ters gidiyorsa kendi yanlışları yüzündendir" der.

Montaigne ise daha öğreticidir: "Çağımızda yüzlerce işçi, yüzlerce çiftçi gördüm ki üniversite rektörlerinden daha bilge ve daha mutluydular ve ben daha çok onlara benzemek isterdim."

 

Zülfikar Özkan

 

17 Eylül 2017 Pazar

Günce - Chuck Palahniuk

Eylül 17, 2017

Selam :) Yine ayrıntı yayınlarından çıkmış bir kitapla karşınızdayım. Chuck Palahniuk için en sevdiğim yazar diyebilirim. İlk olarak Dövüş Kulübü kitabını okumuştum; sonra Tıkanma ve diğerleriyle devam ettim.



Günce, yazarın okuduğum 9. kitabı oluyor yanlış hatırlamıyorsam. İçlerinden en çok etkilendiğim kitaplar "Tıkanma" ve "Lanetli" oldu; belirteyim. :) Neyse... Günce kitabının konusundan kısaca bahsedeyim. 



Konu


Günce, hamile kalınca güzel sanatlar fakültesini bırakıp kocasıyla huzurlu bir adaya yerleşen, Misty isimli bir kadının öyküsünü anlatıyor. Misty evlilikle birlikte hayatının kurtulacağını ve çok iyi bir yaşantı süreceğini zannetmiş fakat yıllar sonra kendisine dönüp baktığında şu profili görüyor ve bundan hiç memnun değil: hastanede komadaki kocasını bekleyen, bir otelde hizmetçilik yapan, kilo almış, yaşlanmış bir kadın.

Kayınvalidesi ve kızıyla, bıkmışlık dolu bir hayat sürdürmeye çalışıyor. Çevresindeki herkes onun tekrar resim yapması gerektiğini söylüyor ve müthiş eserler ortaya çıkarıp ünlü bir ressam olarak, yaşadıkları adanın eski varlıklı haline dönmesini sağlayacağına inanıyor.


Genel Yorumlarım


Uzaktan bakınca sanki sıradan bir konuymuş gibi görünebilir ama Chuck Palahniuk'un müthiş iğneleyici ve marjinal anlatımıyla, girdiği korkunç ayrıntılarla kitap son derece etkileyici ve vurucu bir hale gelmiş. Hayatıma dair çok şeyi sorgulamamı sağlayan, birçok bakış açısı ve farkındalık yaratan bir kitap Günce. Misty'nin yaptığı hataları ve düşünce yapısındaki olumsuz şeyleri ne kadar çok insanın yaptığını fark etmemi sağladı. Kendi hayatını mahveden ve seçimlerini düşünmeden yapanların düştüğü çıkmazlar, yakınların baskısı ve başka birçok konuda düşünmeme vesile oldu. Alıntıları okuyunca da bu dediklerimi daha iyi anlayacaksınız. :) Chuck Palahniuk'un en iyi kitaplarından biri diyebilirim ama en iyilerde hala "Tıkanma" ve "Lanetli var hala...


Altını Çizdiklerim


İşin aslı, çocukken, biraz daha büyük olsan bile, diyelim ki yirmi yaşlarında ve güzelsanatlar akademisine kaydını yaptırmış olsan bile gerçek dünya hakkında hiçbir fikrin yoktur. Birisi seni sevdiğini söylerse ona inanmak istersin. O erkek seninle evlenmek ve seni cennet gibi bir adada bulunan evine götürmek istiyordur sadece. Sadece seni mutlu etmek istediğini söyler. (sf 18)

Sadece kayıtlarda bulunması açısından, Misty seni hala seviyor. sevmeseydi, sana işkence etmekle uğraşmazdı. (sf 42)

Peter'la ayakta tedavi edilen evsiz, sabun yüzü görmemiş bir ruh hastası arasındaki tek fark Peter'ın mücevherleriydi. (sf 43)

Belki de insanların sevdikleri şeyi yapabilme riskini göze alabilmek için gerçekten acı çekmeleri gerekiyordur. (sf 61)

Thomas Mann'a göre, büyük sanatçılar aslında hastalıklı kişilerdir. (sf 61)

"Bu gereksiz ayrıntılar", dedi Peter, "onları bir araya getirene dek gereksizlerdir sadece. "Her şey bir başınayken hiçbir şeydir aslında. (sf 119)

Sadece kayıtlarda buşunması açısından, Misty'nin seçtiği her renk, attığı her çizgi kusursuz, çünkü artık umursamaktan vazgeçti. (sf 151)

Aynı ucizeleri tekrar tekrar yaratabilirsin, yeter ki sonuncuyu hatırlayan biri çıkmasın. (sf 161)

Yeterli miktarda stres, iyi veya kötü, aşk veya acı, mantığımızı sakatlayarak bize başka şekilde asla sahip olamayacağımız fikir ve yetenekler bahşeder. (sf 163)

Acıyı unutmak zor olsa da, güzelliği hatırlamak daha da zordu. (sf 182)

 

16 Eylül 2017 Cumartesi

Tehlikeli Yakınlaşma - Jenn Ashworth

Eylül 16, 2017
 Ayrıntı yayınlarının yeraltı edebiyatı serisinden çıkmış olan Tehlikeli Yakınlaşma kitabını geçen hafta bitirmiştim. Oldukça farklı bir kurgusu olan, ilgi çekici bir kitap. Bazı insanların ruh hallerini anlamanızda ve empati konusunda gelişmemi sağladı. Ana karakter çok gerçek birisiydi sanki; bu yüzden sıklıkla kendimi onun yerine koyabildim. Her ne kadar ana karaktere çok gıcık olsam da... Neyse, konudan bahsedelim.


Konu

Annie, erken yaşta evlenmiş bir kadındır. Kitap, Annie'nin tek başına(yanına sadece kedisini alarak) yeni bir eve taşınmasıyla başlıyor. Yeni evindeki komşularını gözlemliyor, sosyalleşme planları yapıyor, kişisel gelişim kitapları okuyarak insan ilişkileri konusunda kendini geliştirmeye çalışıyor.

Fakat Annie'nin bazı içsel sorunları da var. Geçmişinde yaşadığı her şeyi kitap ilerledikçe aradaki bölümlerde okuyoruz. Annie başarısız bir evlilik geçirmiş ve içindeki boşluğu tanımadığı yüzlerce erkekle cinsi birliktelikler yaşayarak doldurmaya çalışmış bir kadın. Bu konudaki esas sebep aslında, Annie'nin çok kilolu bir kadın oluşu. Çok arzulanıp istendiğini bilmek onu tatmin ediyor. Ama bir yandan da kendiyle ve kilolarıyla barışık olduğunu vurgulayıp duruyor.

Her neyse. Annie, yan komşularıyla ilgili kafasında kurduğu şeyler yüzünden kendini yiyip bitirmeye ve çok tuhaf davranışlar sergilemeye başlıyor. Yan dairede yaşayan iki sevgiliyi ayırmak istiyor, onları değişik şekillerde sabote ediyor; çünkü adamın kendisine aşık olduğuna tüm kalbiyle inanıyor. Ve bu konuda git gide psikopatlaşan zihin çıkmazlarına sürükleniyor.

Genel Yorumlarım

Kitabın arka kapağını okuduğumda, değişik bir kadının iç dünyasını tanıyacağımı ve kitaptan bir sürü şey öğrenebileceğimi düşünerek başladım.

Evet, değişik bir kadının iç dünyasını tanıdım fakat bu durumun bana çok bir şey kattığını söyleyemeyeceğim. Belki de bunun sebebi kitap boyunca bu ana karaktere çok gıcık olmuş olmamdır.

Çünkü bir kitapta ana karakteri sevdiyseniz zaten çok akıcı okunuyor ve insanı daha çok etkiliyor. Kendi açımdan bakınca okumasam da olurmuş diyorum; ama akıcılığında bir sorun yok, sadece hiçbir karakterin benle uyuşmaması ve hiçbir karaktere ısınamayışım kitabı güzel yorumlamamı engelliyor...

Bu kitapta sevdiğim tek kısımlar, Annie'nin kişisel gelişim kitaplarında okuduklarını aktarmasıydı; zaten altını çizdiklerimin de çoğu bunlardan oluşuyor.

Altını Çizdiklerim

Bazı şeyleri düşünmeyi bırakmalısın, yoksa hayatta kalamazsın. (sf 10)

Eğer yeni bir başlangıç yapmak istiyorsan geçmişin çöplerini de yanında getirmenin bir anlamı yok. (sf 16)

Bazen hayatın bizi kendimizden bile koruduğunu ve ne kadar iyi olduğunu anladım. (sf 19)

Başka biri için knedini mutsuz etmenin hiçbir manası yok. Yerinden kalkıp bir şeyleri değiştirmelisin; olduğun yerde kalıp kendi kendine değişmeyecek şeylerin değişmesini beklemenin bir anlamı yok. (sf 98)

Beni bu şekilde hafife almasından hoşlanmıştım. Bu durum sanki geride sadece bana kalan, onun bilmediği gizli bir şeylere sahip olduğum duygusu yaratmıştı bende. (sf 118)

Her şeyi bebek belirliyordu.Hayat böyle bir şey miydi: bütün çocukluğun yetişkinlerin sana ne yapman gerektiğini söylemesiyle geçiyordu ve sonra ne yapman gerektiğini söyleyerek geçiyordu ve sonra birkaç bağımsız yılı takiben hayatının geri kalan bölümünde, kaza eseri oluşan bir et parçasının çığlık atan borusu mu öttürecekti? Hiç sanmıyordum. Kulaklarıma pamuk tıkadım ve her şeyin üstünde ben hükmettim. (sf 241)

Yorgundum. Başına gelinceye kadarne kadar yorgunluğun mümkün olabileceğine ve bu kadar yorgunluğun insanın zihnine ve neyin iyi neyin kötü olduğundaki duygusuna neler yapabileceğine inanamazsınız. (sf 245)

13 Eylül 2017 Çarşamba

Nefesini Tut - Don't Breathe

Eylül 13, 2017
Yine bir gerilim filmi yorumuyla karşınızdayım :) Uzun zamandır izlediğim en iyi filmlerden biriydi Nefesini Tut. İzlerken çok fazla gerildiğim, her geçen dakikada ayrı ayrı şok ve heyecanlar içerisine girmeme sebep olan bir film.

Konu

Rocky, istismarcı annesinden kurtulmuştur ve küçük kız kardeşiyle yoksul bir hayat sürdürmektedir. Bir gün o ve arkadaşları kapsamlı bir plan yaparlar. Görme engelli bir yaşlı adamın evine girecek ve kilitli kasasını açıp tüm parasına el koyacaklardır.

Gece eve girerler ve evin içinde keşif yaparken görme engelli adamın uyanıp onları fark ettiğini görürler.  Başta hiç telaş etmeden, kendilerini gizlemeye uğraşırlar fakat karşı karşıya oldukları adam, zannettiklerinden çok daha güçlü ve akıllıdır. İçlerinden birini önce boğmaya çalışır, sonra ateşli silahla işini bitirir. Sıra diğerlerine gelecekken, onlar kaçmak için uğraşır ve her seferinde kör olan adamın zannettiklerinden daha korkutucu olduğunu anlarlar. Ve aksiyonlu sahneler adrenalin git gide artarak devam eder...

Genel Yorumlarım

Filmi izlerken bir an bile sıkıldığımı söyleyemem. Ama bazı şeyler biraz gerçeküstü gelmedi de değil. Örneğin birine tam öldü dediğiniz anda yeniden diriliyor;gerçek hayatta mümkünatı yok bunun :D  Bu bakımdan azıcık gerçeklikten uzak da olsa bu film izlemeye değerdi.

Bitiş kısmına gelirsek çok sürprizli bir şey beklememiştim ama yine şok eden bir şeyle karşılaşıyorsunuz sonunda.













11 Eylül 2017 Pazartesi

Anlat Bakalım - Chuck Palahniuk

Eylül 11, 2017
 Selam :) Tüm kitaplarını okumaya çalıştığım nadir yazarlardan biri olan Chuck Palahniuk'ın Anlat Bakalım kitabını yorumlayacağım. İnternette gezinince bu kitaba dair hep olumsuz eleştiriler olduğunu gördüm. Bu olumsuz eleştirilerden çoğuna katılıyorum. Kitabın konusundan bahsettikten sonra neden bu kitabın beni yazarın diğer kitaplarına oranla çok daha az etkilediğinden söz edeceğim.


Yazar: Chuck Palahniuk
Çevirmen: Şeyda İşler
Yayınevi : Ayrıntı Yayınları


Sayfa Sayısı : 192


İlk Baskı Yılı : 2014



 

Konu


Film yıldızı olan ama artık yaşlanmaya başlayan Katherine Kenton'un hizmetçisi Hazie tarafından anlatılıyor her şey. Aslında Hazie bir hizmetçi değil; Bayan Kathie'nin film yıldızı olmasında ve ilerlemesinde rolü olan, hayatını iyi ve düzenli bir şekilde devam ettirmesine zemin oluşturan bir insan. İzlediğimiz filmlerin kamera arkasında çalışan kadrı gibi tıpkı.

Bayan Kathie, yaşlanmak üzere ve 7 evlilik yapmış, birçok estetik operasyon geçirmiş bir film yıldızı. Bayan Kathie, Webster Carlton Westard isimli bir genç adama aşık olur ve onunla birlikte olmaya başlar. Hazie ise bu birlikteliğin Bayan Kathie'ye zarar vereceğini düşünmektedir. Adamın, eski film yıldızları kadınlarla birlikte olup, onlar hakkında doğru ya da yalan gerçekleri kağıtlara geçirerek, o film yıldızı öldükten sonra bu rezillikleri ortaya çıkarıp prim yapmaya çalışan bir sahtekar olduğu biliyordur.

Hazie bunu, adamın bavulunda gördüğü kağıtlarla bir kez daha anlar. Webster, Bayan Kathşe'yle geçirdiği aşk yıllarını anlatıyordur bu uzun yazılarda. Sonunda da Bayan Kathie öldüğü yazılar... Hazie bunu fark edince, adamın yazdığı yazıları gizlice okur ve Bayan Kathie'ye yazılmış olan ölüm sonunun gerçekleşmemesi için uğraşır; bunu farklı farklı ölüm senaryoları ve önleme çabaları takip eder.


Genel Yorumlarım


Konunun çok farklı, tam bir Chuck Palahniuk tarzı orjinal bir konu olduğunu söyleyebiliriz. Kitapla ilgili esas sıkıntı anlatım şeklince.

Öncelikle, kitap zaten incecik. Üstelik her sayfada onlarca o dönemlerin film yıldızlarının ve yönetmenlerinin adı geçiyor; tek seferlik olarak. Bu isimler koyu renkle yazılmış ve öyle çok var ki kitabın yarıdan fazlasını bu isimler dolduruyor gibi.

Pek etkileyici bir kitap değildi; yazarın diğer kitaplarının muhteşemliğini de düşününce...

Chuck Palahniuk okumaya başlayacaksanız kesinlikle Tıkanma kitabıyla başlayın derim. Önümüzdeki zamanlarda, o kitabı 4. kez falan okumuş olacağım.


Altını Çizliklerim


"En marifetli iltifatlar, demişti bir zamanlar oyun yazarı William Inge, "onu dile getireni, muhattabından daha çok göklere çıkarır." (sf 64)

Zannedersem, dünyanın vemeye yeltendiği her türlü hasardan daha beterini kendi kendinize vermenizde bir avuntu, belki de bir tür irade mevcut. (sf 69)

Tüm dünya sizden bir parça koparmaya çalışan sırtlanlar ve akbabalardan ibaret. Kalbinizden, dilinizden ya da menekşe gözlerinizden bir parça koparmaya çalışanlardan. Sizin en iyi özelliğinizi kahvaltı niyetine yemek isteyenlerden. (sf 97)

Sanatın hayatı taklit ettiğimden dem vurursunuz ama aslında tam tersi doğrudur. (sf 99)

Müstehcen bir yalan her zaman asil bir hakikate baskın çıkar. (sf 114)

 

10 Eylül 2017 Pazar

Yalvarış (Prevenge)

Eylül 10, 2017
Herkese selam :) Bir gerilim filmi yorumuyla daha karşınızdayımm :D Konusu çok dikkatimi çekti Yalvarış filminin. İzlediğime değdi mi derseniz, asla. İzlemesem de olurmuş... Başrolde oynayan Alice Lowe, senaryoyu hamileliği süresince yazmış. Keşke filme geçirmeden önce iyice bir düşünselermiş...
Konu

Ruth, karnı iyice büyümüş hamile bir kadın. İçindeki bebekle konuşabiliyor ve bir bebek sesiyle bebeğe de bir sürü replik verilmiş. Fakat bu konuşmalar sıradan şeyler değil; Ruth'un kocası bir dağcılık etkinliği sırasında ölmüş ve kocasının ölümünden sorumlu gördüğü bazı insanlar var. Bebek de Ruth'a, bu insanları acımasızca öldürmesini emrediyor. O da bebeğin her dediğini yapıyor ve acımasız cinayetler işliyor.


Genel Yorumlarım

 Film boyunca hiç gerilmedim. Sadece vahşi cinayet sahneleri çok açıkça gösteriliyordu ve zaman zaman içim bir tuhaf oldu. Sonuna kadar izlememin tek sebebi, bebek doğunca ne olacağını merak edişimdi. Onu bile boşuna beklemişim; çünkü sonunda hiçbir şekilde şaşırmıyor, bir sürprizle karşılaşıyorsunuz ve hatta filmi iyice vasat kılan berbat bir son yazılmış... Ama sondaki o bebeğin şirinliğine hayran oldupumu belirtmeden geçmeyeyin :)

Kısaca söylemek gerekirse, çok aşırı melankolik bir havası olan, şaçma sapan bir filmdi. Vaktinizi harcamayın derim. Gerilim seviyorsanız bunun yerine Split  filmini izleyin...


SPOİLER


Başroldeki kadına çok sinirlendim. Özellikle de 70ler partisinde gördüğü o adamla takside öpüşürken midem bulandı ve iyice soğudum karakterden.


Filmden Kareler




9 Eylül 2017 Cumartesi

Otomatik Portakal - Anthony Burgess

Eylül 09, 2017

Herkese selam :) İnstagram'daki kitap yorumu sayfalarında sıkça gördüğüm ve çok övülen  Otomatik Portakal kitabına kütüphanede rastlayınca hemen kaptım. Bir çırpıda okunan, fakat içerik bakımından da dopdolu bir kitap. Keşke daha uzun olsaydı dediklerimden oldu.


Konu


Bir mahallede, şiddet yanlısı 4 genç erkek "kankalar grubu" olarak takılmaktadır. Herkese şiddet uygulayan, saldıran, hırsızlık yapan bu 4 gençten biri olan Alex'İn anlatımıyla okuyoruz romanı.

İlk kısımlarda, birlikte neler yaptıklarını anlatıyor; işkence ettikleri insanları, sokak sokak dolaşıp kendilerine av aradıkları geceleri. Alex bu sırada anne babasına da bir yerde çalıştığı yalanını söylüyor.

Okuyucu tüm bunları tanıyıp öğrendikten  sonra, kitap çok farklı bir ortamda devam ediyor. Yaptıkları bir ev soygununda "kankaları" Alex'i satınca, Alex aynasızların eline düşer ve kendisini bir hükümet deneyinin içinde bulur. Bu deney çerçevesinde Alex'in davranışları ve zihni biraz zalim bir biçimde değiştirilmeye, ıslah edilmeye çalışılır. Bu sırada Alex'i köklü değişimler beklemektedir.

Genel Yorumlarım


Son derece merak uyandırıcı, sayfalar arasında kaybolup gittiğiniz ve bu sırada derin düşüncelerle çevrelendiğiniz kitaplardan biriydi Otomatik Portakal. Kimi yerlerde insanın içi cız etse de kitaptan öğrenilecek anlamlı bir şeyler olduğunu bu sayede anlıyorsunuz. Kendinizi tam olarak ana karakter Alex gibi hissedebiliyorsunuz. Kullanılan terminoloji ve birkaç özgün kelime kullanımı da ister istemez zihninize yerleşiyor; "dehşet" kelimesini bu kitabı okuduğum sıralarda birkaç kez üst üste kullandığım olmuştu :D

Kısaca, Otomatik Portakal okuduğum en iyi kitaplar arasındaydı. Tavsiye ediyorum. :)

4 Eylül 2017 Pazartesi

Bir Zamanlar Arkadaştık - Tina Seskis

Eylül 04, 2017
 Selam :) Okuduğum en iyi kitaplar kategorisine sokabileceğim bir kitabı yorumlayacağım bugün. Bir Zamanlar Arkadaştık, konusu itibariyle ilgimi çekmiş olan bir kitap. Konusu dostluk olan eserleri okumaya bayılıyorum...

Kitabın Adı: Bir Zamanlar Arkadaştık

Yazar: Tina Seskis

Çevirmen: Günseli Birol

Yayınevi: Epsilon Yayınevi - Roman dizisi

Sayfa Sayısı: 325


Çok sürükleyici, eğlenceli bir kitaptı. Bölümleri de çok uzun uzun olmadığı için şu bölümü de geçeyim falan derken bir bakmışsınız bitiyor kitap. :D Neyse; konudan bahsedelim.


Konu

Üniversiteden yakın arkadaş olan 7 kadın var. Her yıl düzenli olarak buluyorlar. Dostluklarının 20 küsur yılını devirdikleri dönemde, Hyde Park'ta piknik yapmaya karar veriyorlar. Herkes pikniğe geliyor;ve içkilerin de içilmesiyle birlikte birbirlerine daha önce söylemedikleri veya konuşmaktan kaçındıkları bazı konuları açığa çıkarırlar ve bazı gerçekler gözlerinin önüne geliyor. Fakat piknik esnasında içlerinden biri gölün dibini boylayarak hayatını kaybediyor. Olayın nasıl gerçekleştiğini bilinçli bir şekilde gören ve kadınların konuşmalarını işiten tek bir kişi vardır; ölüm sonrası olaylar bir nevi bu adamın polise anlattıklarıyla şekillenir.


Genel Yorumlarım

Piknik sırasında olanlar anlatılırken, ara ara da bu 7 kadının geçmişlerinden sahneler anlatılıyor. 7 ayrı karakterimiz olduğu için de bu tarz bir anlatım şekli kitabı çok daha sürükleyici ve heyecanlı kılıyor. Okurken bir an bile sıkılmadım ve bir sonraki sayfayı heyecanla çevirdim hep.

 Dostlukların ardında gizlenmiş olan kötü niyetlerin ve insanın içine attığı şeylerin yıllar sonra nasıl kendisine zarar verebileceğini anladım bu kitapla birlikte. Sanki anlatılan her şeyi kendim de yaşamışım gibi tecrübeli hissettim kendimi kitap bittiğinde.

Sonuç olarak, Şiddetle tavsiye ediyorum mutlaka okuyun... :)

3 Eylül 2017 Pazar

Parçalanmış (Split)

Eylül 03, 2017
 Selam :) Son zamanlarda gerilim filmlerine merak saldım. Neyse ki iki gündür beni hiç sıkmayan ve izlediğim en iyi filmler kategorisine sokabileceğim iki film izledim. Bunlardan birisi de Split.



Vizyon Tarihi: 17 Şubat 2017
Yapımı : 2016 - ABD
Tür : Gerilim
Süre: 117 Dak.
Yönetmen : M. Night Shyamalan
Oyuncular : James McAvoy , Anya Taylor-Joy , Haley Lu Richardson , Jessica Sula , Betty Buckley
Senaryo : M. Night Shyamalan
Yapımcı : M. Night Shyamalan , Jason Blum



Konu

Tecrübeli ve başarılı bir psikiyatr olan Dr Fletcher, çoklu kişilik bozukluğu yaşayan Kevin isimli bir hastasının içinde 23 kişilik barındırdığını tespit eder. Her biri zararsız görünen bu karakterler dışında Kevin'in zihninde bir karakter daha vardır ki bu çok tehlikeli olabilecek, vahşi bir karakterdir.

Kevin bir gün, 2si yakın arkadaş olan 3 kızı kaçırır ve evinde hapseder. Farklı farklı kişiliklere bürünerek onlarla iletişim kurar. Kızlar, Kevin'ın büründüğü kişiliklere göre davranıp kurtulma yolunu aramaya çalışırlar.

Genel Yorumlarım

Film 2 saat civarı sürüyor ve 2 saat boyunca hiçbir şekilde sıkılmıyorsunuz. Konu, oyunculuklar, adrenalin seviyesi gibi birçok yönden takdire şayan bir film. Hele ki Kevin rolündeki James McAvoy'un oyunculuğu tek kelimeyle müthişti. Gerilim seviyorsanız mutlaka izleyin; sevmiyorsanız da bu filmle birlikte ısınmaya başlayacaksınız. Kesinlikle izlenilesi, vakit kaybı yaratmayan bir film Split.

Fragmanları izlemek için tıklayın.