Polisiye-Suç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Polisiye-Suç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Temmuz 2017 Çarşamba

Üç Yanlış Üç Ceset - Agatha Christie

Temmuz 26, 2017
Selamlar :) Hiç sıkılmadan okumuş olduğum, 191 sayfalık bir Agatha Christie kitabı olan Üç Yanlış Üç Ceset'i yorumlayacağım. 
Kitabın adı: Üç Yanlış Üç Ceset

Yazarı:  Agatha Christie

Çeviri: Gönül Suveren

Sayfa Sayısı: 191


Konu

Hercule Poirot'nun başarılı ve hayata hiç düşmeyen sekreteri Bayan Lemon, daktilo ettiği bir yazıda 3 yanlış yapar. Bunun sebebinin, kız kardeşinin telefonda anlattığı şeyler olduğunu söyler Poirot'ya. Bayan Lemon'un kız kardeşi  Bayan Hubbard, bir öğrenci yurdunda amir olarak görev yapmaktadır. Yurtta çalınan bazı anlamsız eşyalar olması da kadının canını sıkmaktadır.

Bu konuyu Hercule Poirot'yla konuşur kadın. Bu hırsızlık olaylarında dedektifin ilgisini çeken bazı şeyler vardır ve araştırmaya koyulur. Bu sıralarda, basit hırsızlıkları yapmış olan genç kız itirafta bulununca olayların çoğu çözüğlmüş gibi görünür. Fakat çok geçmeden itirafta bulunan genç kızın cesedi bulunur. Daha sonra da cinayetler işlenecektir ve işin içinde 3 zehir şişesi de girince her şey daha da karmaşık bir hale gelir.


Genel Yorumlarım

Yine sonunda şok olduğumuz, bizi alıp başka zamanlara ve mekanlara götüren bir Agatha romanıydı. Bu kitapta da


okurken tahminlerde bulundum ve ilerledikçe tahminlerimi çürüten gerçekler ortaya çıkıp durdu. :) Neyse, kitap klasik Agatha tarzında ama okuduğum diğer Agatha kitaplarına göre biraz daha sıkıcı ve yavan geldi bana. Agatha Christie'yi daha önce okumadıysanız veya yeni yeni başlamışsanız, bu kitabı biraz daha sonraya bırakın derim. Okuduğum en iyi Agatha Christie kitapları :



11 Temmuz 2017 Salı

Vahşi Adalet - Phillip Margolin

Temmuz 11, 2017

  Selamlar :) Ürkütücü kapağı ve merak uyandırıcı arka kapak yazısı ile beni kendine çeken Vahşi Adalet kitabını dün bitirdim. Polisiye ve gerilim türünde uzun zamandır bu kadar başarılı bir kitap okumamıştım.



Konu


  Bir dağ evinde, kesik insan başları, gömülü cesetler ve bir kadına işkence edilirken çekilmiş videoyu içeren bir kaset bulunuyor. Şüpheli kişi, şiddete başvurduğu ve uyuşturucu kullandığı bilinen bir cerrah. Kendisini savunması için avukat Frank Jaffe'yi tutuyor ve deliller çürütülerek şüpheli cerrah bir şekilde serbest kalıyor.


  Frank Jaffe'nin yeni avukat olan kızı Amanda ise bu olaya hep şüpheyle yaklaşıyor. Babasının savunduğu bu müvekkilin bir seri katil olup olmadığı konusunda ikilemler yaşıyor.


  Aradan 4 yıl geçiyor ve aynı şekilde cinayetlerin işlendiği ortaya çıkıyor. Bu olayda görev alan avukat ise Amanda Jaffe oluyor. Avukatlar ve polisler bu olayla ilgili çeşitli bağlantıları çözmeye çalışıyorlar ve çözülmez bir karmaşa içine giriyorlar. Bu sırada gerilim oranımız epey artıyor tabii... Kitabın sonları da inanılmaz şok eden gelişmelerle bitiyor.



Kitabın Adı: Vahşi Adalet


Yazarı: Phillip Margolin


Çeviri: Süreyya Çalıkoğlu


Yayınevi: Ephesus


Sayfa Sayısı: 382



Genel Yorumlarım


  Tam benim sevdiğim gibi; bol karakterli, gizemli olaylar, birbiriyle bağlantılı birçok kafa karıştırıcı olay... Gerilim sevenlerin mutlaka okuması gereken bir kitap Vahşi Adalet. Kitap okuyucuyu hiç sıkmadan ilerliyor.


 Yalnız benim sorumun şu ki, bu tarz polisiye romanlarda baş karakter polislerin ya da avukatların özel hayatlarından çok bahsedilmesi beni çok sıkıyor. Bir an önce bizi geren o ana olaya dönsün istiyorum cümleler. Bu kitapta da biraz özel hayat anlatımı vardı; sadece oralarda birazcık sıkıldım. Ama bu benim bir takıntım olduğu için her okuyucuyu sıkmaz diye tahmin ediyorum :D


  Kısaca, Vahşi Adalet okuduğunuza değecek bir roman diyebilirim. Bu tarz romanlar sevenlerin kaçırmaması lazım. :)

5 Aralık 2016 Pazartesi

Kızıl Yapraklar-Paullina Simons

Aralık 05, 2016
Herkese selam! Bittiğine çok üzüldüğüm Kızıl Yapraklar kitabının yorumlarıyla karşınızdayım. Daha önce Paullina Simons’un Limon Çiçeği kitabını okumuştum; kalın ve epey sürükleyici bir kitaptı. Bu yüzden Kızıl Yapraklar’ı da büyük beklentiyle  aldım ve beklentilerimi fazlasıyla karşıladı. : )

kizil_yapraklar_paullina_simons_kitap_yorumu
divider_pink

Konu

  Arka kapağı okuyunca polisiye bir roman olduğunu düşündüm. Kitaba başladığımda, üniversiteye giden 4 arkadaşın birbirleriyle olan ilişkilerinden bahsediyordu ve kapakta bahsedilen cinayet sanki hiç olmayacakmış gibi ilerliyordu. Ama sonra birden her şey daha da heyecanlı olmaya başlıyor ve 20 yaşındaki bir kızın çıplak cesedi karlar arasında bulunuyor. Cesedi bulan dedektif Spencer genç kızı önceden biraz tanıdığı ve duygusal anlamda yakınlık duyduğu için, olayı soruştururken normalden daha hassas davranıyor.

Cinayet sonrasında ortaya şok edici ve ürkütücü gerçekler çıkıyor.

divider_pink
Genel Yorumlarım

  İlk sayfadan son sayfaya kadar hiç sıkılmadım ve 2 gün içerisinde bitirdim. Olayların yaşandığı yerler, öldürülen genç kızın bazı özellikleri ve tavırları çok hoşuma gitti ve bana huzur verdi. Kızın öldüğü bölüm gelince çok üzülmüştüm.

Sizi alıp başka yerlere götürecek, içine çekecek bir kitap arıyorsanız kesinlikle Kızıl Yapraklar kitabını okumalısınız. :)

11 Kasım 2016 Cuma

Sonuncu Kurban-Agatha Christie

Kasım 11, 2016
  Merhabalar! Bir Agatha Christie kitabıyla karşınızdayım. Yine çacucak biten, aşırı sürükleyici, sonuna geldiğimde hayretten gözlerim fal taşı gibi açılmış kalakaldığım bir kitaptı Sonuncu Kurban. : )

sonuncu_kurban_agatha_christie_kitap_yorumlari_

Kitabın Adı: Sonuncu Kurban


Yazarı: Agtaha Christie


Çeviri: Gönül Suveren


Yayınevi: Altın Kitaplar


Sayfa Sayısı: 224


divider_pink

Konusu


  Konusu şöyle: Cinayet romanları yazan bayan Ariadne Oliver, Pairot’ya telefon ediyor. Nasse şatosunda yaşayanların düzenleyecekleri panayır için bir cinayet oyunu hazırladığını, ama tuhaf giden bir şeyler olduğunu söylüyor ve Hercule Pairot’yu çağırıyor. Bayan Oliver hazırladığı cinayet oyununda kötü bir şeyler olacağını, belki bir cinayet olacağını hissediyor ve Pairot’nun ne olur ne olmaz diye yanında olmasını istiyor . Pairot, cinayet oyununu kazanan kişiye hediyeleri verecek kişi sıfatıyla şatoya geliyor. Şatoda yaşayanlarla tanışıp genel gözlemler yapma fırsatını buluyor.

Ve beklenen oluyor. Kurban rolünü oynayacak olan kızın panayırda gerçekten de öldürülmüş olduğunu anlıyorlar. Cinayet oyununun oynandığı gün panayıra birçok kişi geldiğinden dolayı katili tahmin edebilmek epey zorlaşıyor. Ve kitabın sonunda şok edici şeylerle karşılaşıyoruz.

divider_pink


  Karakterler


Amy Falliat: Bir zamanlar Nasse Şatosunun sahibi olan yaşlı kadın.

Sir George Stubbs: Nasse Şatosunun şu anki sahibi olan zengin adam.

Lady Hattie Stubbs: Sir George Stubbs’un genç, güzel ama aptal karısı.

Amanda Brewis: Lady Stubbs’dan pek hoşlanmayan sekreter.

Etienne De Sousa: Yıllardan beri görmediği akrabasını ziyarete gelmiş yakışıklı bir genç.

Alec Legge: Bazı gizli dertleri olan genç bir atom bilgini.

Sally Legge: Alec Legge’nin güzel karısı.

Ariadne Oliver: Ortada bir şeyler döndüğünü hisseden ünlü yazar.

Michael Weyman: Lady Hattie Stubbs’ın bencil olduğundan emin genç mimar.

Paul Masterton: Kendi halinde, sakin bir millet vekili.

Connie Masterton: Paul’e çok destek olan karısı.

Jim Warburton: Masterton’un sekreteri.

Marlene Tucker: On dört yaşında, çirkin ve çok meraklı bir kız.

Merdell: Sözüne kimsenin inanmadığı geveze bir ihtiyar.

divider_pink

Genel Yorumlarım


  Genel bir yorum  yapacak olursam, tek kelimeyle harika bir Agatha Christie romanıydı diyebilirim. Betimlemeler öyle gerçekçi, anlatılanlar o kadar sürükleyiciydi ki, her bir sayfayı içinde yaşayarak okudum. Kesinlikle okumalısınız diyor ve 5 yıldız veriyorum. : )

16 Ekim 2016 Pazar

Mavi Kuşun Peşinden-Alison Littlewood

Ekim 16, 2016
Herkese selamlar! : ) Bitirene kadar elimden bırakamadığım bir cinayet romanı: Mavi Kuşun Peşinde kitabını yorumlayacağım. Hyperion yayınlarından çıkmış olan kitabın yazarı Alison Littlewood’u daha önce duymamıştım.

mavi_kusun_pesinde_kitap_yorumu

Kitabın Adı: Mavi Kuşun Peşinde


Yazarı: Alison Littlewood


Çeviri: Belgin Selen Haktanır


Yayınevi: Hyperion kitap


Sayfa Sayısı: 304


Baskı Yılı: 2013


kitap


Konu


 Neyse, şimdi konudan bahsedeyim kısaca. Kızı okul kraliçesi seçilen bir kadın, kutlama gecesinden sonra evine geldiğinde, kapısında bir paket buluyor. Paketin içinden kan dolu bir şişe ve tıkaç olarak kullanılmış bir ayak başparmağı çıkıyor.

Ertesi gün ormanlık bir alanda genç bir kızın cesedi bulunuyor. Polis memuru Cate, cesedin bırakılış biçiminden dolayı aklına eski masallar geldiği için, uzmanlık alanı geleneksel peri masalları olan edebiyat öğretmeni Alice’e danışıyor. İki kadın, katilin masallara dair bir şeyler anlatmaya çalıştığında karar kılıyor ve bunlara göre ip uçlarını birleştiriyorlar.

İlk cinayetin Pamuk Prenses masalını anımsattığını düşünüyorlar.  Çok geçmeden, bir başka peri masalını anımsatan başka cesetler de bulunuyor. En vahşi versiyonları uygulanan bu masallar, cinayetleri çok ilginç kılıyor. Fakat çok geçmeden işler biraz karışıyor ve tam katile yaklaştık derken başka ip uçları polisi ve Alice’İ farklı yollara yönlendiriyor.

Genel Yorumlarım


Polisiye sevenlerin kesinlikle okuması gereken, sonuna kadar adrenalini bitmeyen bir kitaptı. Son zamanlarda okuduğum birçok polisiye cinayet romanlarında yüzde seksen aşk içeriği oluyordu. Ama bu kitap öyle romantik şeylere değinmeden, tamamen cinayetlere ve masallara odaklanmış, bunları müthiş bir gizem içerisinde aktarmış bir anlatıma sahip. Sizi bulunduğunuz yerden ve düşüncelerden uzaklaştıracak, sağlam bir polisiye okumak itiyorsanız kesinlikle Mavi Kuşun Peşinde’yi okumalısınız.

kitap

Altını Çizdiklerim


Bazen insanın karşısına çok fazla gerçeklik çıkabiliyordu; ne de olsa tüm bunlar çocukları korkutmak için anlatılan bir masal olsaydı, çok daha rahatlatıcı olurdu. (sf 150)

6 Ekim 2016 Perşembe

Birisi Ölecek (Lord Edgware'ı Kim Öldürdü?)-Agatha Christie

Ekim 06, 2016
Uzun zamandır bir Agahta Christie kitabı okumuyordum. Birisi Ölecek, (diğer adıyla Lord Edgware’ı Kim Öldürdü?) elimden bırakamadan okuduğum bir kitaptı. Daha önce okumuş olduğum Agahta Christie kitaplarının aksine, bu kez olayları Yüzbaşı Hasting anlatıyordu.

agatha_christie_birisi_olecek_lord_edgware_olumu_yorumlarim-1

Kitap, Pairot ve Hastings’in, ünlü insanların taklitlerini yapan ve tek başına harikalar yaratan sanatçı Carlotta Adams’ın gösterisini izledikleri sahne ile başlıyor. O gün de, çok ünlü biri olan Jane Wilkinson’un taklidini yapıyor. Oyunu Jane Wilknson’un kendisi de izliyor ve epey eğleniyor. Jane Wilkinson aynı zamanda Lord Edgware’ın karısı olduğu için, aynı amanda Lady Edgware diye de hitap ediliyor.

O gün Jane Wilkinson, dedektif Pairot’dan kocasını ikna etmesini istiyor. Kadın başka biriyle evlenmeyi düşündüğü ama kocası boşanmaya razı gelmediği için dedektiften ikna yöntemlerini kullanmasını istiyor. Böyle devam ederse kocasını öldüreceğini her yerde haykırıyor. Fakat dedektif Pairot Lord ile konuşmaya gittiğinde hiç ummadığı şeyler duyuyor. Ve çok geçmeden, Lord’un öldürüldüğünü öğreniyorlar. Her şey iyice karmaşık hale geliyor.

ayrac2
   Genel Yorumlarım

 Sayfalar ilerledikçe kitap daha da heyecanlı olmaya başladı. Tahmin ettiğim katiller, deliller ortaya çıktıkça değişti ve sonuçta kafam iyice karıştı ve git gide daha çok merak ettim neler olacağını.

Gerçekten çok sağlam bir kurguya sahip, şaşırtıcı, okuduğum en iyi Agahta Christie romanlarından biriydi. Birisi ölecek(Lord Edgware’ı Kim Öldürdü?) kitabını şiddetle tavsiye ediyorum. Tam da yağmurlu bir günde, elimizde sıcacık bir fincan kahve ile okunmalık bir kitap. :)
ayrac2

Altını Çizdiklerim

Jane Wilkinson bana kendisinden başka hiçbir şeyle ilgilenmeyen kadınlardanmış gibi geliyor. Böyşle insanlar hayatta büyük tehlikelerle karşılaşırlar. Etraflarını saran tehlikelerin ve tuzakların farkına bile varmazlar. Hayattaki birbirine zır milyonlarca ilginin, çıkarın ve ilişkinin varlığını bilmezler. Sadece ileriye doğru uzanan kendi yollarını görürler. Ve er geç başlarına bir felaket gelir. (sf 11)

Her kişinin karanlık bir esrar olduğunu bilmiyor musun? Hepimizin içinde birbirine zıt ihtiraslar, arzular ve yetenekler var. İnsan biri hakkında hüküm veriyor. Sonra da yüzde doksan yanılıyor. (sf 12)

Hayatta fazla konuşmamanın çok doğru olduğunu yıllar önce öğrendim. (sf 82)

Saklanan gerçekler hemen şüphe uyandırır. Oysa içtenlikle açıklanırsa, o zaman karşındaki bunları olduğundan önemsiz görür. (sf 92)



24 Eylül 2016 Cumartesi

Kanlı Hasat - Mort Castle

Eylül 24, 2016
   Mort Castle’ın ismini, bu kitabı okuyana kadar hiç duymamıştım. Kanlı Hasat sürükleyiciydi fakat bence kurgusu zayıf bir cinayet romanıydı.

   Arvo yayınlarından çıkan Kanlı Hasat kitabının kapağına bakıncayazıların üzerinde gördüğümüz kan lekeleri ve kitabın isminin de vahşeti çağrıştırması her baktığımda biraz irkiltiyor beni.

kanli_hasat_kitap_ozeti_konusu_yorumlari-1

Kitabın Adı: Kanlı Hasat

Yazarı: Mort Castle

Çeviri: Meral Harzem

Yayınevi: Arvo yayınları

Sayfa Sayısı: 352

Şimdi konudan, sonra da genel yorumlarımdan bahsetmek istiyorum. Kitabın giriş bölümünde, 2 adamın işlediği sebepsiz bir cinayet anlatılıyor. Sonraki bölümlerde de Michael Louden ve ailesini anlatmaya başlıyor Michael’in güzel bir karısı ve 2 küçük kızı var.

Bir gün Louden ailesinin alkolik komşusunun köpeği ve sonraki günlerden birinde de o alkolik komşu öldürülüyor.

[caption id="attachment_662" align="alignright" width="300"]1946 doğumlu Mort Castle, Chicago'daki Columbia College'da yazarlık ve araştırma ile ilgili eğitimler vermektedir. 1946 doğumlu Mort Castle, Chicago'daki Columbia College'da yazarlık ve araştırma ile ilgili eğitimler vermektedir.[/caption]

Yazarımız daha kitabın en başında katili açıklamıştı: iyi bir aile babasıymış gibi davranan Michael Louden. Michael, kan dökmeyi ve acı çektirmeyi çok seviyor ve çevresindeki hiç kimseye fark ettirmeden planlarını uyguluyor. Yıllar

önce, çocukken gittiği bir kamptaki gözetmen ona bu acımasızlığı öğretmiş. Kan dökmeyi seven bu insanlar kendilerine ‘’Yabancı’’ ismini veriyorlar. Toplum içerisinde oynadıkları rollerin altında kendi acımasız kişilikleri saklanıyor çünkü.

‘’Bir bedenin içinde saklanmış ikinci bir kişilik! ‘Seni seviyorum’ derken aslında sizden nefret ediyor. Gözlerinizin içine aşk veya şefkatle değil, öfkeyle ve kinle bakıyor. ‘’

Michael Louden, o kamp gözetmeni ve patronu ile iş birliği içinde uyguluyor bazı cinayetlerini. Ama sıra Michael’in karısı ve 2 küçük kızını öldürmeye gelince, çok farklı şyler çıkıyor ortaya. Kitabın sonunda da şok edici gerçeklerle karşılaşıyoruz.

ayrac3
-Genel Yorumlarım-

   Yalnızca katilden bahsedilen ve tüm suçluların açıkça belli olduğu bir cinayet okuduğumu hatırlamıyorum daha önce. Polislerin ve dedektiflerin araştırmalarına eşlik ettiğimiz, katili kitabın sonuna kadar bilemediğimiz cinayet romanlarını seviyorum ben.  Dolayısıyla Kanlı Hasat kitabının tarzı bana pek hitap etmedi.

Hiçbir dedektif ya da polis olmaksızın sade e katil ve çevresinin hayatlarına tanıklık ediyoruz bu kitapta. Kurguyu da çok sağlam bulamadım. Son sayfalardaki şaşırtan olaylar olmasa çok başarısız diyebilirdim ama katil belli olmasına rağmen yine de heyecanlı bir kitap.

Klasik polisiye romanlardan farklı bir şey okumak isterseniz tavsiye ediyorum. Ama etkileyiciliği ve sağlam kurgusu olmadığı sürece cinayetve polisiye okuyamam diynlerdenseniz kesinlikle tavsiye etmiyorum…

Şimdi çay yapıp yeni kitabıma başlamaya gidiyorum. Malum, tatilin şu son birkaç gününü olabildiğince dolu geçirmem gerektiğini hissediyorum. : D Hepinize iyi okumalar, hoşça kalın…

ayrac3
Altını Çizdiklerim

Korku, zaman kavramını yok eder. Çünkü korkunun kendi zaman dilimi vardır. (sf 268)

16 Eylül 2016 Cuma

Ölümle Randevu-Agatha Christie

Eylül 16, 2016
Herkese merhabalar... :) Ben Agatha Christie'nin kitaplarını okumaya kıyamıyorum. Bir kitabı okuyup bitirince hemen diğer kitaplara geçmeyi çok istesem de hemen tüketmek istemiyorum... Ölümle Randevu'ya da şu yoğun bayram günlerinde neredeyse hiç kitap okuyamadığım için başladım dün. 1 gün içinde bitti. Christie'nin hemen hemen her kitabı insanı içine çekiyor ve siz hiç fark etmeden kitap bitmiş oluyor. 

olumle-randevu-agatha-christie-kitap-yorumu

Kitabın adı: Ölümle Randevu


Yazarı: Agatha Christie


Çeviri: Gönül Suveren


Yayınevi: Altın Kitaplar


Sayfa Sayısı: 238


kitap


   Her neyse kitabın konusundan bahsedeyim. Hercule Pairot'nun Kudüs'te kaldığı otelde pencereyi kapatırken üst kattan konuşulan iki cümleye kulak misafiri olmasıyla başlıyor: ''Onun bir an önce ölmesi gerek. Anlıyorsun değil mi?''rsz_olumle-randevu-agatha-christie-kitap

Pairot ile aynı dönemde Kudüs'e gezinti amacıyla  gelmiş olan Boynton ailesi, şişman ve hasta bir üvey anne ve çocuklarından oluşuyor. Bayan Boynton, çocukları üzerinde çok baskı yapan ve onları o şekilde yetiştirerek birer itaatkar koyun haline getirmiş bir kadın; onları hakimiyeti altında tutmaktan zevk alıyor.  Bu yaşlı kadın, gezinti için gittikleri Petra'da önünde oturduğu mağarada, yine her zamanki gibi oturduğu şekilde ölü bulunuyor. Bileğindeki enjektör izi de cinayetten şüphelenilmesine sebep oluyor.

   Geziye gelmiş diğer yabancılardan da,  Boynton ailesi üyelerinden de şüpheleniliyor. Kitabın sonunda Hercule Pairot cinayeti ayrıntılarıyla açıklayana kadar birçok tahminim oldu fakat yine de hiç ummadığım kişi katil çıktı.


   Hiç tereddüt etmeden okumanızı tavsiye ettiğim, çok sürükleyici ve oldukça heyecanlı bir Agatha Christie kitabı Ölümle Randevu. Altını çizdiğim bazı cümlelere gelelelim... Hepinize iyi okumalar. :)

kitap

Altını Çizdiklerim


Gece ne kadar güzel... Bu mavilik... Yıldızlar... Biz de bütün bunların ir parçası olabilseydik... Hepimiz de acayip, anormal ve sapığız... Böyle olacağımıza normal insanlara benzeyebilseydik... (sf 25)

Sarah kimsenin iradesine giremeyecek kadar kişilik sahibiydi. (sf 25)

İnsan, nazik, dengeli bir hayvandır, Miss King. Onun bir tek arzusu vardır: yaşamak. Çabucak ilerlemek, geri kalmak kadar tehlikelidir. İnsan yaşamalıdır! (sf 49)

Erkekler daima kadınları istismar edebileceklerini sanırlar. (sf 81)

Beni iyi dinleyin. Bu dünya düzelecekse, bunu kadınlar yapacak. (sf 81)

10 Eylül 2016 Cumartesi

Bakire - Nancy Pickard

Eylül 10, 2016

   Nancy Pickard'ın Bakire kitabını her yerde görüyordum. internetteki yorumların hemen hemen hepsi de kitabın mükemmel olduğu yönündeydi. Ben de büyük bir beklentiyle okumaya başladım ama ne yazık ki büyük hayal kırıklığı yaşadım.


bakire_kitap_yorumu

Kitabın Adı: Bakire


Yazarı: Nancy Pickard


Çeviri: Ekrem Köksal


Yayınevi: Ephesus Yayınları


Sayfa Sayısı: 351


Kitabın konusundan şöyle bir kısaca bahsetmek istiyorum. Karlı ve çok soğuk bir gece, Kansas'daki küçük bir kasabada, şerif ve oğulları doğum yapmış inekleri ve yavrularını kurtarmak için arabaya biniyorlar. Giderken, karların içinde çırılçıplak bir kız cesedine rastlıyorlar. Bacaklarının arasında kan olan bu ölü kızı kasabanın doktoruna götürüyorlar. Muayenehanesi evinde olan doktor nedensiz bir şekilde, cesedin yüzünü tanınmaz hale getirinceye kadar vuruyor. O sırada doktorun bir dolabına saklanmakta olan ve her şeyi görmüş olan Micth, doktorun kızı Abby'nin sevgilisi, olayı yargıç olan babasına anlatıyor. Ve her şey git gide karışmaya başlıyor, Mitch nedensiz yere kasabadan ayrılıp Abby'yi terk etmek zorunda kalıyor.

17 yıl boyunca bu olay üzerinde hiç durulmuyor. Ölmüş olan kızı hiç kimse tanıyamadığı için isimsiz bir mezarlık oluşturuluyor. Kasabadaki herkes ona Bakire ismini yakıştırıyor ve mucizeler getirdiğine inanıyorlar. ve 17 yıl aradan sonra ortaya çıkan bazı gerçekler, cinayetin yeniden gündeme gelmesini sağlıyor.

Bu arada Abby ve Mitch'in aşk hikayelerni fazlasıyla okuyoruz. Bu yüzden bu kitaba tam olarak polisiye denilemez aslında; romantik yanı polisiye yanından daha fazla. Ben okurken bir aşk romanı okuyormuş gibi hissettim.

ayrac-5

Kitabın birçok yeri çok sıkıcıydı ve heyecanlı kısımlar yok denecek kadar azdı. Böylesi iyi yorumlar almış 5 ödül almış bir kitabı beğenememem ilginç mi bilmiyorum ama, benim için birazcık zaman kaybı bir kitaptı Bakire. Adrenalin oranı daha yüksek olmalı, bu kadar aşk karıştırılmamalıydı işin içine diye düşünüyorum.

Kitabın kapağında 'gerilim' yazıyor fakat daha önce okuduğum bestseller polisiye kitaplarını düşündüğümde Bakire'nin biraz vasat olduğunu hissediyorum. İyi okumalar...

4 Eylül 2016 Pazar

Buz Prenses - Camilla Läckberg

Eylül 04, 2016
  İsveçli polisiye yazarı Camille Lackberg’in 2003’te yayımlanan ilk kitabı Buz Prenses’i yorumlayacağım.          

   Sağlam bir kurguya sahip, başarılı bir polisiye romanla karşı karşıyayız. Hem ana karakterler hem de yan karakterlerin gerçek insanlar olduğunu hissettim okurken. Olaylar, yazarımızın büyüdüğü Fjalbacka köyünde gerçekleşiyor. Zaten yazarın bütün kitaplarında mekan Fjalbacka’ymış.

Kitabın Adı: Buz Prensesbuz_prenses_kitap

Yazarı: Camilla Lackberg

Çeviren: Elif Günay

Sayfa Sayısı: 400

Yayınevi: Doğan Kitap

ayrac

Ana karakterimiz, Erica. Biyografik kitaplar yazan bir yazar. Ablası ve anne babası ile yaşamış olduğu Fjalbacka'dan taşınmış. Fakat yazması gereken bir kitabı, ölen anne babasının evinde rahatça yazabilmek için buraya tekrar gelmiş.

Cinayet kurbanımız ise Alex. Erica’nın en yakın çocukluk arkadaşı. Fakat Alex ve ailesi, Alex 10 yaşındayken Fjalbacka kasabasından sessiz sedasız taşınınca Erica da Alex’in kendisinden artık hoşlanmadığını düşünmüş ve 25 yıldır da hiç görüşmemişler.

Alex tekrar o kasabada yaşamaya başlıyor. Evli ama kocasını sevmiyor. Çocukluk arkadaşı olan alkolik ve pis bir adamla ara sıra beraberlikler yaşıyor.

Alex’in kasabada yalnız yaşadığı evin ısıtma sistemini her hafta kontrol eden yaşlı adam bir gün, evin buz gibi olduğunu görüyor. Ve banyodaki küvette, Alex’in bilekleri kesilmiş, kanlar içinde, buz tutmuş cesediyle karşılaşıyor. Hemen evden çıkıyor ve dönüş yolunda rastladığı Erica’ya da evdeki cesedi gösteriyor. polis ve dedektifler cesedi inceliyorlar.

Erica, Alex’in acılı anne babasının ricası üzerine, çocukluk arkadaşı hakkında biyografik bir kitap yazmaya karar verdiği için ister istemez bu soruşturmayı yakından takip ediyor.

Alex’in bileklerinin kesik olması intihar gibi görünse de aslında cinayet olduğu ortaya çıkıyor. Ve kitabın sonuna kadar da katil kim acaba  diye aşırı meraklandırıyor insanı. Basit bir cinayetin ötesinde, kasabada eskiden yaşanmış bazı olaylar ve skandallarla alakalı, arkasında derin sebepler yatan bir cinayetin işlenmiş olduğunu görüyoruz.

Cinayetin yanı sıra aşka ve ailevi problemlere de değinilen Buz Prenses kitabında, ana karakter Erica’yı çok sevdim. Bazı kısımlar sıkıcıydı, özellikle de, çocukluğundan beri Erica’ya aşık olan, yıllar sonra onunla karşılaşınca da aşkı depreşen polis Patrik ile Erica arasındaki aşk sahneleri çok sıktı beni. Yine de kitabın genel olarak mükemmelliğini pek etkilememiş bu durum.

ayrac

Zevkle okuyacağınız, beklentilerinizi kesinlikle karşılayacak, sağlam bir polisiye kitap okumak istiyorsanız Buz Prenses’i seçebilirsiniz. Camilla Lackberg  bu kitabın kabul edildiği hafta oğlunu dünyaya getirmiş. Bu arada kitapta mekanın çok soğuk oluşu dolayısıyla, kışın okunması daha hoş olur gibi geldi bana. Eylül ayına yeni girdiğimiz şu sıcak günler yerine kışın okusaydım tam olarak kitabın içine girebilirdim diye düşünüyorum. :) Alıntılara geçelim… iyi okumalar…

ayrac

Altını Çizdiklerim


İkisi için de hayat hiç de hayal ettiği gibi gitmemişti ama o hayatının geri kalanını, ellerindekini korumaya adayacaktı. (sf 32)

Tek yaptığı gerçeği söylemekti. İnsanın gerçeğe birazcık tahammül edebilmesi gerekirdi. (f 174)

Kahve makinesindeki kahve mis gibi kokmaya başlayınca hayat birazcık daha güzel gözüktü. (sf 203)

Hayata devam etmenin ve neler olabileceğini düşünüp pişman olmak yerine şu anda elimde olanları görmenin zamanı geldi. (sf 286)

Yalnızlığı gidene kadar ne kadar yalnız olduğunu fark etmemişti. (sf 303)

27 Ağustos 2016 Cumartesi

Ölümün Yüzü - CODY McFADYEN

Ağustos 27, 2016

Merhabalar, sonunda sağlam bir polisiye roman okumuş oldum; uzun zamandır hem böyle kalın hem  de aşırı sürükleyici polisiye okumamıştım. Sağlam kurgusu ve akıcı anlatımıyla tatmin edici, nasıl bittiğini anlamadığım bir kitaptı Ölümün Yüzü.


Olayları birinci kişi anlatımından okuyoruz; Smoky Barret. Ailesi öldürülmüş, kendisi de bazı işkencelere maruz kalmış, başarılı bir özel ajan. Yüzündeki yara izlerine ve yaşamış olduğu çok kötü şeylere rağmen hayata güzel bakabilmesi, zorluklarla mücadele etmeyi bırakmayışı, bu karakteri çok sevmemi sağladı.

Smoky bir gün telefonla, 3 cinayetin işlendiği bir olay yerine çağırılıyor. 16 yaşında olan Sarah, cinayetlerin işlendiği evde hayatta kalan kız, başına silah dayamış bir halde özel ajan Smoky Barret’i görmek istediğini, yoksa kendisini öldüreceğini  söylüyor. Gazetelerden hakkında bilgi sahibi olduğu  Smoky Barret’in  onu anlayabileceğini düşünüyor.

Smoky eve geldiğinde korkunç ve vahşet dolu manzaralarla karşılaşıyor. Sarah, Smoky’ye günlüğünü veriyor. Son zamanlarda ailesi olmuş bu insanları öldürmüş olan ‘’Yabancı’’ya dair her şeyi buraya yazmış olduğunu söylüyor. Yabancı onun peşini altı yaşından beri bırakmıyormuş.  Ajanlar ve polisler araştırmalarını yaparken bu günlüğü okuyarak katil hakkında ipucu yakalamaya çalışıyorlar.

Smoky Barret de bu arada,  5 yaşındaki küçük evlatlık kızını tehlikelerden korumak için çabalamak zorunda kalıyor.

''Seri katillerin arzularını, neyi neden hissettiklerini anlamak, az ya da çok hissettiklerini hissetmek, benim yeteneğim-ya da lanetim.  Bir parça eğitimim ve gözlem yeteneğim, daha çok da onları yakından tanıma isteğim sayesinde içimde kendiliğinden oluşan bir şey bu. Bu insanlar sadece kendilerinin duydukları bir şarkıyı mırıldanıyorlar ve bu şarkıyı duymak isterseniz, tıpkı onlar gibi dinlemenin bir yolunu bulmalısınız. Şarkı çok önemli; nasıl dans edeceğinizi belirliyor.''


ayrac3

Kitabın birçok yerinde çok şaşırtıcı şeylerle karşılaşıyoruz, tam het şey yerine oturdu olaylar böyle sonlanacak derken yeni bir şeyler çıkıyor ve okurken hissedilen adrenalin gitgide artıyor. Ve kitabın sonunda da yine şok edici şeylerle karşılaşıyoruz.

Ben son derece heyecanlı buldum. 616 sayfanın neredeyse hiçbir kısmı sıkıcı değildi. Okurken katile öfkelendim, bazen baş karakterlere de çok öfkelendim. Tekdüze olmayan anlatımı, ve arada Sarah’nın günlüğünden sayfalarla karşılaşmamız kitabı daha da heyecanlı kılıyor. Sonuna kadar ne olacağını merak ediyoruz.

ayrac3

Altını Çizdiklerim


Çoğu insan, ölümün hayata tercih edilebileceği bir noktada, doğru dürüst düşünemez.  Ama hayat çok güçlü. İnsanı her yanından sarıveriyor, yüreğin atışından yüze vuran güneşe, hatta ayağın altındaki zemine kadar. İnsanı her yerinden kavrayıveriyor. (sf 11)

Daha sürekli ve kalıcı bir şeye hitiyacım var. Bir dizi sıkı kahkahaya. Uyandığımda gülümsemeye şihtiyacım var; ertesi gün uyandığımda ve ondan sonraki günler uyandığımda da aynı şeye ihtiyacım var. Ancak öyle olursa, b**tan bir gün yaşadığımda kendimi bu kadar kötü hissetmem. (sf 86)

Yaşam ve ölüm, ikisi de birbirinden habersiz ve dirsek dirseğe. (sf 94)

Tecrübelerime dayanarak söyleyebilirim ki, canlı ve acı içinde olmak, ölmekten daha iyidir. (sf 179)

Her şey karanlıktı, karalara sığınmak, ümide kapılmamanın en güzel yoluydu. (sf 200)

Mesele, garantiye almak değil. Yapabileceğinin en iyisini yapmak ve korkunun hayatını yönetmesine izin vermemek asıl önemli olan. (sf 452)

Kusurlarımızı görürüz, varlıklarını kabul ederiz ve daha iyisi için çabalarız. Buna sorumluluk denir ve kendini dövmekten çok daha değerlidir. Sorumluluk, caanlı bir şeydir, bazı şeyleri kanıtlar. Suçluluk, kendini kötü hissetmekten başka bir işe yaramaz. (sf 454)

Artık çok fazla umursamıyordu. Umursamak tehlikeliydi. Umursamak, acı çekmek anlamına gelebilirdi ve acıyla başa çıkmak çok zordu. (sf 531)

Yaşamla ölüm arasında bir karar vermemmiz gerekiyor. Hayat devam ederken kumar oynamamız, acılarımızın dineceğine, sonunda iyi bir şeylerin olacağına inanmamız gerekiyor. (sf 594)

O kısacık zaman diliminde, bir kere daha hayat ışıldamaya başlıyor. Her zaman ışıldayacak. Sadece ışıldamasına izin vermek gerekiyor.  (sf 607)

Hayat böyle. Hayat ölümün en iyi alternatifi. (sf 616)