Anı-Günlük-Deneme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Anı-Günlük-Deneme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Ocak 2018 Cumartesi

İYİKİLERİMİZE

Ocak 13, 2018


Hayatta bazı anlar vardır .Sadece orada, o zamanda, o harika, muhteşem huzuru yakaladığımız , kendimizi hayattaki en şanslı kişi gibi hissettiğimiz unutulmaz anılarımız…
Sanki içimizden sımsıcacık, yumuşacık bir sevgi seli akar ve tamda kalbimize dolarak bizi hayattaki en mutlu insana dönüştürüverir. Hayattaki en kötü, en umutsuz şeyler, bütün mutsuzluk nedenlerimiz bizim için yavaş yavaş önemini kaybeder. Tüm acılar, tüm o çıkışı olmayan bunaltıcı sorunlar... Hatta o kadar önemlerini yitirirler ki, en soluk renkler gözlerimizi kamaştıracak kadar canlanmaya, en acı tatlar artık hayatta hep tatmak istediğimiz, ağızımızı sulandıran enfes bir lezzete dönüşmeye başlar . Dilimizden kıpır, kıpır neşeli bir melodi dökülür .Gözlerimizin içini parlatan sımsıcacık bir tebessüm belirir yüzümüzde. O sımsıcak tebessümün sebebi olan rahatlatıcı anı, belki de bizim iyileşmemize yardımcı olan tek etkili ilacımızdır.
Düşündükçe yaşamı anlamlandıran, iyi ki varım, her olan olumsuzluğa ,beni yıkmaya çalışan bütün o zorluklara rağmen iyi ki buradayım dediğimiz, bizi hayatta tutan anılarımız vardır . İşte tüm bunları bizim için önemli yapan, o harika zamanların, unutulmaz anların temelini oluşturanlar , yanımızda olan bizden desteklerini eksik etmeyen dostlarımızdır, ailemizdir. Bizim iyikilerimizdir. Bu anıları oluşturan o güzel insanlara ,hayatımızın “iyikilerine” yazıyorum bu yazıyı. Ne zaman düşsek bizi kaldıran, her ne olursa olsun elimizi bırakmayan ve en kötü zamanımızda bizi kahkahalara boğan siz, İYİ Kİ varsınız.

22 Aralık 2017 Cuma

Hayat Seçimlerden İbarettir

Aralık 22, 2017


Siyah ve beyaz

Mutluluk ve hüzün

İyilik ve kötülük

Ne güzel duruyor siyahın üstünde beyaz.Hüznün içindeki acı yaşlarla örtülmüş gün yüzüne çıkmaya korkan mutluluk gibi.Kötülüğün içindeki etrafı dikenli duvarlarla çevrili cesareti kırılmış ,sıkışıp kalmış ,benliğini kaybetmeye başlayan iyilik gibi.

Sizin içinizdeki mutluluk da ortaya çıkmaktan korkuyor galiba.Onu o kadar az benimsemişsiniz ki ne olduğunu bile unutmuşsunuz.Hatta o kadar vahim ve zavallısınız ki başkasının hüznü sizin mutluluğunuz.Siz o kadar yanlışsınız ki iyiliği kötülük için kullanır olmuşsunuz.Galiba sizin içinizdeki iyilik tamamen benliğini yitirmiş.Sizde bu yüzden yitiksiniz işte.Oradan oraya savrulup duruyorsunuz.Aradığınızı bulduğunuzu düşünüp mutlu olduğunuzu sansanız da sonunda yine kendinizi en dipte buluyorsunuz.İşte bu yüzden gerçek mutluluğu yakalayanların sinsice peşinde dolanıyorsunuz.Ama biliyor musunuz? Biz o kadar doğruyuz ki bunu bilmemize rağmen size elimizi uzatıyoruz.Siyahın içindeki beyazın farkındayız çünkü.

Emin olun bir gün sizin de sayfanız aydınlanmaya başlayacak.Tek yapmanız gereken yeni bir sayfa açmak aslında.Tüm o karanlık geçmişinizi unutun.Hepsi size bilgelik ve olgunluk katmak için yaşandı ve bitti.Bunu anlayın.Başkalarından çıkarmayın bunların acısını.Suçu arayacaksanız kendinizde arayın.Çünkü hayatınızdaki her şey kendi seçiminiz.Yaşamın örümcek ağını ören insanın kendi değildir.O bu ağda sadece bir teldir.BU AĞA YAPTIĞI HER KATKIYI ASLINDA KENDİ KENDİNE YAPMIŞTIR.

Hadi siz de kendi kendinize oluşturduğunuz bu ağı yeniden yapılandırın.Bugüne kadar ne yapmayı seçtiyseniz tam tersini yapmayı deneyin.Emin olun hiçbir şey kaybetmeyeceksiniz.

9 Eylül 2017 Cumartesi

Otomatik Portakal - Anthony Burgess

Eylül 09, 2017

Herkese selam :) İnstagram'daki kitap yorumu sayfalarında sıkça gördüğüm ve çok övülen  Otomatik Portakal kitabına kütüphanede rastlayınca hemen kaptım. Bir çırpıda okunan, fakat içerik bakımından da dopdolu bir kitap. Keşke daha uzun olsaydı dediklerimden oldu.


Konu


Bir mahallede, şiddet yanlısı 4 genç erkek "kankalar grubu" olarak takılmaktadır. Herkese şiddet uygulayan, saldıran, hırsızlık yapan bu 4 gençten biri olan Alex'İn anlatımıyla okuyoruz romanı.

İlk kısımlarda, birlikte neler yaptıklarını anlatıyor; işkence ettikleri insanları, sokak sokak dolaşıp kendilerine av aradıkları geceleri. Alex bu sırada anne babasına da bir yerde çalıştığı yalanını söylüyor.

Okuyucu tüm bunları tanıyıp öğrendikten  sonra, kitap çok farklı bir ortamda devam ediyor. Yaptıkları bir ev soygununda "kankaları" Alex'i satınca, Alex aynasızların eline düşer ve kendisini bir hükümet deneyinin içinde bulur. Bu deney çerçevesinde Alex'in davranışları ve zihni biraz zalim bir biçimde değiştirilmeye, ıslah edilmeye çalışılır. Bu sırada Alex'i köklü değişimler beklemektedir.

Genel Yorumlarım


Son derece merak uyandırıcı, sayfalar arasında kaybolup gittiğiniz ve bu sırada derin düşüncelerle çevrelendiğiniz kitaplardan biriydi Otomatik Portakal. Kimi yerlerde insanın içi cız etse de kitaptan öğrenilecek anlamlı bir şeyler olduğunu bu sayede anlıyorsunuz. Kendinizi tam olarak ana karakter Alex gibi hissedebiliyorsunuz. Kullanılan terminoloji ve birkaç özgün kelime kullanımı da ister istemez zihninize yerleşiyor; "dehşet" kelimesini bu kitabı okuduğum sıralarda birkaç kez üst üste kullandığım olmuştu :D

Kısaca, Otomatik Portakal okuduğum en iyi kitaplar arasındaydı. Tavsiye ediyorum. :)

31 Ağustos 2017 Perşembe

Sen ve Ben - Niccolo Ammaniti

Ağustos 31, 2017
Herkese selam! :) Niccolo Ammaniti'nin okuduğum ikinic kitabı Sen ve ben'i yorumlayacağım. Daha önce Korkmuyorum isimli kitabını yorumlamıştım ve hayatımda çok fazla etkilendiğim ve hiç ara vermeden aşırı merakla okuduğum nadir kitaplardan biriydi. Neyse. Gelelim Sen ve Ben kitabının konusuna.


Konu


Lorenzo, 14 yaşında, arkadaşlarıyla iletişim problemi olan bir ergendir. Annesi ve babası onun çok asosyal olduğu ve çevresiyle olan ilişkisinin sağlıklı gelişemediği yönünde endişeler duymaktadır. Lorenzo bir gün, arkadaşlarının



düzenlediği ve kendisinin davet edilmediği bir kayak partisinden, sanki davet edilmiş gibi bahseder annesine. Annesi, çocuğunun yaşıtlarıyla normal bir iletişim ve sosyalik göstermesinden memnun bir şekilde, gitmesine izin verir.

Fakat görüldüğü üzere Lorenzo aslında hiçbir yere davet edilmemiştir ve annesi onu yanında kayak malzemeleriyle istediği yere bıraktığında, tekrardan eve döner ve bodrum katına gizlenir. 1 hafta boyunca burada yaşamaya çalışır.

Bu arada madde bağımlılığıyla ilgili problemler yaşayan ve şehir dışından gelen üvey ablası bodrum katta onu bulur. Onun da kalacak bir yere ihtiyacı vardır ve Lorenzo ile bazı anlaşmalar yaparak, birkaç gün boyunca bodrum katında birlikte kalmak zorundadırlar.

Lorenzo kafasını dinleyebileceği 1 hafta hayal ederken ve planlarken, ablasının işin içine girmesiyle birlikte, büyüklerin dünyasındaki sorunlarla yüzleşir ve daha önce hiç farkında olmadığı bazı gerçekleri görmek mecburiyetinde kalır.


Genel Yorumlarım


Kitap kısacıktı, birka saatte bitirdim. Sürükleyiciydi ama o kadar etkileyici değildi. Korkmuyorum kitabına benzer bir konu ve tarzdaymış gibi duruyor ama Korkmuyorum kesinlikle mükemmel ötesiydi. Ama Sen ve Ben kitabını okumasanız da olur diyebilirim...


Altını Çizdiklerim


İnsanları seviyormuşum gibi yapmak hoşuma gidiyordu. (sf 34)

29 Ağustos 2017 Salı

Hayatı Bana Sor - Taylor Caldwell

Ağustos 29, 2017
Herkese selamlarr :) Eski basımlı kitapları keşfetmeyi çok seviyorum. Çünkü günümüz popülerleri arasında olmamaları, onları daha çekici kılıyor. Hayatı Bana Sor kitabı da ilgimi çekti ve arka kapağını da okuyunca kesinlikle okumalıyım diye düşündüm. Kısaca konudan bahsedeyim.

 

Konu

Kitapta ana karakter olarak 2 kız 2 erkek olmak üzere 4 arkadaş yer alıyor. Erkek olanlardan birinin anlatıcılığı eşliğinde okuyoruz romanı.

Kenton isimli kasaba yetişmiş olan ve birbirlerini çok iyi tanıyan bu 4 arkadaşın birbirleriyle ilişkilerini, düşünce ve kişilik yapıları son derece akıcı bir dille anlatılmış. Kasabada yaşayan diğer insanlar da aynı şekilde romana dahil edilmiş.

Genel Yorumlarım

Aklımı uzaklaştırmaya yarayan, sürükleyici, anlamlı bir kitaptı. Anlatılan her şeyi kendiniz yaşamış gibi hissediyorsunuz. Kitabı bitirdiğimde kendimi tüm o hayatları görmüş geçirmiş gibi hissettim ve  u bana çok tecrübeli hale gelmişim hissini verdi. Bu duyguyu yaşatan çok az kitap vardır; o yüzden denk gelirseniz Hayatı Bana Sor kitabını mutlaka okuyun derim. :)

Arka Kapak Yazısı

İkisi kız, pırıl pırıl dört gençtiler. Kader onları hayat oyununa "Kenton" adlı küçük bir kasabada sürdü. Farklı düşünenlerin dışlandığı, ikiyüzlülüğün kural olduğu bu kasaba, onlar için aynı zamanda sonun başlangıcıydı. Yazgıları, aşkları ve ilişkileri, yükseliş ve düşüşleri sanki kasabanın kaderi ile birleşti. Tüm çabalar zinciri kırmaya yetmedi. Çünkü kartlar dağıtılmadan kaybedenler belirlenmişti.

Altını Çizdiklerim

Yapmak ya da söylemek fırsatını kaçırdığım o kadar çok şey var ki. Sanırım, ölüm döşeğimizde işlediğimiz günahlardan da çok bunlara hayıflanıyoruz. (sf 315)

18 Mart 2017 Cumartesi

Romalı Kadın - Alberto Moravia

Mart 18, 2017
 Herkese selam! :) Yine okulun kütüphanesinden almış olduğum, yeni baskısı olmayan bir kitabı yorumlayacağım. Roma'da yaşayan bir kızın, gençliğinden orta yaşlılığına kadar kadar kendi hayatını anlattığı bir kitap.

rsz_romali_kadin_kitabi
Yazar: Alberto Moravia

Çeviri: Dr. Feridun Timur

Yayınevi:  Varlık Yayınları

Basım Yılı: 1957

Sayfa Sayısı: 307



Roma'da annesiyle birlikte yaşayan 16 yaşındaki Adriana, çok güzel ve alımlı bir kızdır. Annesi, onun bu güzelliği ile çok iyi yerlere gelebileceğini düşünmektedir. Modellik yapması üzere bir ressamla görüşmeye gidiyorlar ve Adriana ressamlara modellik yapmaya başlıyor. Bu süre içerisinde, çok da zengin olmayan bir gence aşık oluyor fakat annesi Adriana'ya bunu yakıştıramadığı için bu evliliği istemiyor.

Bir süre sonra Adriana, aşık olduğu genç ile ilgili şok edici şeyler öğreniyor ve evlenemiyorlar. Bu sırada Adriana arkadaşlarının etkisiyle hayatını farklı yönlere çekiyor ve modelliği bırakıp, evdeki odasında bedenini satarak para kazanmaya başlıyor. Bu sırada kızı hakkında hayal kırıklıklarına uğramış olan annesi, yine de kızına hiçbir şekilde karışmıyor ve aynı evde yaşamaya devam ediyorlar.

Oldukça hüzün verici, şaşırtıcı sahneleri olan, heyecanlı bir kitaptı Romalı Kadın. Ama beni çok da derinden etkilemedi; okunsa da okunmasa da olur diyebileceğim bir kitap. Yalnızca, kendi hayatınızın değerini anlamak ve başka insanların yaşantılarının içinde kaybolmak, bulunduğunuz ortamdan uzaklaşmak istiyorsanız okuyabileceğiniz bir kitaptır diyebilirim.

Altını Çizdiklerim

İşte size hayatın belki de küçümsenmemesi gereken sırlarından bir tanesi: Doğanın bize bahşettiği ve herkesin övdüğü meziyetler sonradan insanların bahtsızlığını arttırmaktan başka işe yaramıyor. (sf 27)

1 Şubat 2017 Çarşamba

Algernon'a Çiçekler - Daniel Keyes

Şubat 01, 2017
  Herkese selam :) Algernon'a Çiçekler kitabını uzunca bir süredir kütüphanede görüyordum ama pek fazla ilgimi çekmedi sanırım. Her ne kadar kapak tasarımını pek beğenmemiş olsam da kitabın içeriği sayesinde 'İyi ki okumuşum' dedim... 

e68e4c58429826f474d0f1c08f78bec1

Konu

32 Yaşındaki Charlie, doğuştan düşük IQ'ludur. Yıllardır bir pastanede yerleri silerek geçimini kazanmaktadır. Aynı zaman da yetişkin özürlüler okuluna da devam etmektedir. Kendi halinde, basit yaşamından memnun bir bireydir.

Algernon isimli deney faresinde test edilip başarıya ulaşan bir beyin ameliyatı Charlie'nin üzerinde de uygulanır. Zekanın artışını sağlayan bu ameliyatta Charlie'den, ameliyat süresince ve sonrasında ilerleme raporları yazmasını isterler.

Kitap da tamamen bu raporlardan oluşuyor zaten; bir günlük okur gibi. Charlie, zekası artınca ve çevresinde olup bitenleri algılamaya başlayınca çok büyük farkındalıklar ve bunalımlar yaşar, aşkı ve dostluğu keşfeder.

Genel Yorumlarım 

Kitabın başında Charlie henüz düşük IQ'lu olduğu için yazım hataları ve yanlış cümlelerle dolu. Bu durum 30-40 sayfa sonra, yani ameliyat sonrasında yavaş yavaş düzeliyor tabii :) Ama o ilk sayfaları okuyabilmek işkence gibiydi yine de. :D

Genel olarak düşüncelerim şöyle: kitap çok sürükleyici; hemen hemen 1 gün içerisinde bitirebilirsiniz. Ama bir o kadar da etkileyici ve duygu dolu... Karakterlerin ruh hallerini ve hislerini kendi içinizde hissedebiliyorsunuz.

Zeka geriliği yaşayan bir insanın hayatını anlamak ufkunuzu genişletiyor.

İnsanı derinden etkileyen, farklı konu ve tarzda bir kitap okuyasınız varsa Algernon'a Çiçekler tam size göree :)

Altını Çizdiklerim

Demek ki bir insan kendisini böyle aşağılamaya başlarmış- yani yanlış iş yaptığını bilmesine rağmen kendisine hakim olamayarak... (sf 117)

Kitabın Adı: Algernon'a Çiçekler

Yazarı: Daniel Keyes

Çeviri: Handan Ünlü Haktanır

Yayınevi: Koridor Yayınları

Sayfa Sayısı: 325

 

22 Aralık 2016 Perşembe

Dorotea'nın Şarkısı - Rosa Regas

Aralık 22, 2016
  Herkese selam :) Fazla sürükleyici olmayan, fakat konusu ve karakterleri ilgimi çektiği için sonuna kadar okuduğum bir kitaptan bahsedeceğim: Dorotea'nın Şarkısı.

doroteanin_sarkisi_rosa_regas_kitap_yorumlariKitabın Adı: Dorotea'ın Şarkısı

Yazarı: Rosa Regas

Çeviri: Pınar Savaş

Yayınevi: Can yayınları (İspanyol Edebiyatı)

Sayfa Sayısı: 256

divider_pink
   Konu

  Madrid Üniversitesinde öğretim görevlisi olan Aurelia, kır evinde yaşayan hasta ve felçli babasına bakması ve eve çeki düzen vermesi için Adelita adlı bir kadınla anlaşıyor. Adelita bütün işlere yetişiyor ve çok iyi bir hizmet sunuyor. Ev sahibi Aurelia da tatillerde ve fırsat bulduğu zamanlarda kır evinde vakit geçiriyor.

Kısa süre sonra Aurelia'nın babası vefat ediyor. Bundan bir süre sonra da Aurelia, değerli bir mücevherinin çalınmış olduğunu fark edip şikayette bulunuyor. Bu olayla birlikte karşısına, hizmetçi Adelita hakkında öyle çok skandal ve şok edici gerçekler çıkıyor ki psikolojik açıdan biraz anormalleşmeye ve hayatındaki bazı şeyleri sorgulamaya başlıyor.

divider_pink
Genel Yorumlarım

  Konu itibariyle gerçekten ilgimi çeken bir kitap oldu Dorotea'nın Şarkısı. İlerleyiş bakımından şunu söyleyebilirim ki bazı kısımlar aşırı sürükleyiciyken bazı kısımlar biraz sıkıcıydı. Okusanız da okumasanız da olur diyebileceğim bir kitaptı kısacası. :)

divider_pink
Altını Çizdiklerim

Kıskançlık, imgelemin ve bilincin her yarığından içeri sızan yılanlardır. (sf 119)

Çok güzel bir akşamüstüydü ''dinlencenin kutsal saati'', batmakta olan güneşin son ışıkları manzarayı yumuşatıyor, önündeki evin güneşte pişmiş, rüzgarlar ve yağmurlarla altın rengine bürünmüş taşlarını, duvarlarını, hatta yosun kaplamış çatısını daha da güzelleştiriyordu. (sf 119)

7 Kasım 2016 Pazartesi

Limonlu Pastanın Sıradışı Hüznü-Aimee Bender

Kasım 07, 2016
Herkese selamlar. :) Bazı yoğunluklardan dolayı bir süredir kitap okuyamıyordum. Ama sonunda, uzun zamandır  merak ettiğim, Limonlu Pastanın Sıradışı Hüznü kitabını 2 gün içinde bitirebildim. Kitabın kapak tasarımı ve ismi çok hoşuma gitti. Arka kapaktan okuduğum kadarıyla konu da ilgi çekiciydi; büyük hevesle okumaya başladım.

limonlu_pastanin_siradisi_huznu_kitap_yorumu-2
Kitabın Adı: Limonlu Pastanın Sıradışı Hüznü

Yazarı: Aimee Bender

Çeviri: Suat Ertüzün

Yayınevi: Can Yayınları

Sayfa Sayısı: 276

cute-hearts-t6

  Şimdi biraz kitabın konusuna değinelim. Annesi, babası ve abisi ile yaşayan Rose bizlere çocukluğundan başlayıp 20'li yaşlarına kadarki yaşantısını anlatıyor. Küçük Rose  bir gün annesinin limonlu pastasını tadarken , annesinin duygularını da tatmakta olduğunu keşfediyor. Hasta olduğunu zannediyor. Ama çok geçmeden anlıyor ki  yiyecekleri yapan kişilerin ruh hallerini tadabilme yeteneği ile yaşamaya alışması gerekiyor.

Rose bu şekilde, annesinin başka  bir adamla beraberlik yaşadığını anlıyor. Kitapta Rose’un abisinden de çok sık söz ediliyor. Sürekli bilim kitapları okuyan, yalnız kalmayı seven, hemen hemen her şeye tepkisizliklerle karşılık veren abisi ile ilgili çok tuhaf şeyler görüyor Rose.

limonlu_pastanin_siradisi_huznu_kitap_yorumu-1

Kitap ilerlerken Rose’un hayatının gidişatı ile birlikte abisine neler olduğunu da çok merak ediyoruz. Şu an spoiler olabileceği için ayrıntı vermek istemiyorum ama abisinin ara sıra ortadan kaybolmak gibi tuhaf davranışları ve çok ilginç hareketleri var. Ama kitap boyunca bu konuda merak giderici bir şeye rastlamıyoruz. En çok merak ettiğim şeyin tatmin edici bir açıklığa kavuşmaması içime oturdu diyebilirim. :)

Gelelim genel yorumlarıma.  Limonlu Pastanın Sıradışı Hüznü’nü hiç sıkılmadan okudum. Duyduğum tek eksiklik, bazı karakterlerin en çok merak ettiğim taraflarına hiç değinilmemesiydi. Rose’un abisinin tuhaflıkları veya annesinin eşine aşık olmasına rağmen onu neden aldattığı gibi.

Mutlaka okunmalı diyemem. Çok etkileyici bir kitap değil çünkü. Ama akıcı ve farklı bir konusu var; sıkılmadan bitirebileceğiniz bir kitap.

cute-hearts-t6
Altını Çizdiklerim

Huzursuz edici bir şeyler hissediyorsam bile bunun, hızla bir bulutun arkasına geçip birkaç saniye içinde tekrar pırıl pırıl parlayan güneşten bir farkı yoktu. (sf 17)

Gününüz güzel geçmiyorsa gündüz vakti dışarı çıkıp alışveriş yapan yabancıları görmek kendinizi çok yalnız hissettirebilir. (sf 86)

Çocukların çoğu ilerideki hayatlarında ailelerinin kusurlu, kafası fena halde karışık insanlar olduğunu öğreniyorlardı zaten. (sf 120)

Berbat bir durumdayken sevdiğiniz birini görmek, minnetin en iyi barometrelerinden biridir. (sf 196)

17 Ekim 2016 Pazartesi

Lolita-Vladimir Nabokov

Ekim 17, 2016
Selamlar. Uzun zamandır merak ettiğim bir kitap olan Lolita’yı sonunda okudum. Orta yaşını geçmiş bir adamın küçük bir kıza olan tutkusunun konu alındığı dışında hiçbir ön bilgiye sahip değildim. İsterseniz kısaca konudan bahsedeyim.

lolita_vladimir_nabokov_kitap_yorumlari

 

Humbert isimli bir adam, kendi anılarını anlatıyor bu kitapta. Küçükken çok aşık olduğu bir kız var. Onunla çok yakınlaşsa ve duygusal bir şeyler paylaşmış olsa da çok şey yaşayamıyorlar ve kız ölüyor. Adam yıllar sonra, bir edebiyat profesörü olarak, Amerika’da Charlotte isimli dul bir kadının evinde kirada kalmaya başlıyor. Kadının 12 yaşındaki kızı Dolores’i görür görmez içinde çok güçlü hisler beliriyor. Onsuz yaşayamayacağını hissediyor. Küçük kızla yalnız kalmak için fırsat kolluyor.

Çok geçmeden, Dolores’in annesi Charlotte, Humbert’e aşık olduğunu, onunla evlenmezse evinden çıkıp gitmesi gerektiğini belirten bir mektup gönderiyor. Humbert kızla yakınlaşabilmek adına teklifi kabul ediyor ama yine kısa bir süre sonra o kadın trafik kazasında ölüyor.

Dolores gittiği yaz kampından dönünce Humbert’le yalnız kalıyor. İkisi uzun bir süre şehri dolaşarak, modellerde konaklayarak vakit geçiriyorlar. Dolores Humbert’e çocukça ilgi gösterip onunla oyunlar oynuyor, kampta tecrübe ettiği bazı şeyleri onunla paylaşıyor.

Humbert, kızın büyümesinden ve kendinden uzaklaşmasından çok korkuyor. Dolores 17 yaşına geldiğinde de işler değişmeye başlıyor. İkisinin de hayatı biraz değişiyor. Fazla ayrıntıya girmeden konudan bahsetmeyi sonlandırayım. : )

ayrac3

Genel Yorumlarım


Önyargılı insanların okurken zorlanacağı bir kitap Lolita. Humbert karakterinin küçük Lolitasına duyduğu hisleri anlayabilmek ve içinizde hissedebilmek  o kadar kolay olmasa gerek. Sayfadan itibaren pedofili ve sapkınlık konuları benim aklımın ucundan bile geçmedi. Yalnızca orta yaşı geçmiş olan bu adamın küçük bir kıza olan çaresiz, duygulu, hassas aşkını hissettim. Konuya ve yazarın anlatış tarzına bayıldım. İnsana derin hisler katan, çok içten anlatımıyla her noktayı içinizde hissettiren bir kitaptı.

Mutlaka okunması gerektiğini düşünüyorum. Sonlarında ben biraz hüzünlendim açıkçası. Hayal ettiğim mutlu son öye değildi. : ) Her neyse, hayata bakış açınızın yelpazesini epeyce genişleten, müstehcen sahneleri bile içinizde büyük duygusallık ve hassasiyet oluşturarak hissettiren bir kitaptı.

Herkese iyi okumalar…

ayrac3

Altını Çizdiklerim


Zaman bizim hayallerimizden daha da süratle hareket eder. (sf 108)

Sevilen bir kız kadar zalim bir kimse yoktur bu dünyada. (sf 158)

O kadar müşfikti ki sırf ahbaplık ve şefkat dolayısiyle kendisini herhangi bir zavallı mahluka, kırık bir ağaca veya üzgün bir kirpiye teslim ederdi. (sf 244)

8 Eylül 2016 Perşembe

Hayat Hüzünleri - Somerset Maugham

Eylül 08, 2016
 

Exif_JPEG_420

Somerset Maugham’ın Hayat Hüzünleri kitabını Ege Üniversitesi Merkez Kütüphanesinden ödünç almıştım. Daha sonra, yeni baskısının bulunmadığını öğrendim. Bence göz ardı edilmemesi gereken bir kitap Hayat Hüzünleri. Yeni baskının çıkmasını çok isterdim. Mutlaka okunması gerekenler listemde yerini aldı bile.

Şimdi biraz konudan bahsedelim. Philip isimli bir küçük çocuğun, hizmetçi tarafından kucaklanıp hasta annesinin yanıbaşına götürülme sahnesiyle başlıyor kitap:

‘’Donuk, kurşuni bir sabahtı. Bulutlu, puslu havada kar yağacakmış gibi bir hava hissediliyordu. Hizmetçi kadın çocuğun uyumakta olduğu odaya girdi ve perdeleri açtı. Sonra çocuğun yanına doğru ilerleyerek, ‘Kalk, Philip’ diye fısıldadı. Üzerindeki örtüyü açıp çocuğu kucakladı ve aşağı kata indirdi. Çocuk tam manasıyle uyanmamıştı bile. Hizmetçi kadın, ‘Annen seni istiyor’ dedi. ‘’


Philip’in annesine veda edişinin ardından zavallı kadıncağızın ölmesiyle birlikt Philip hem babasız hem annesiz kalmış oluyor. Bir papaz olan amcasının yanına taşınıyor. Burada bazı şeylerde zorlansa da çok geçmeden alışıyor.

Okula başlayınca, bir ayağının sakat olması sebebiyle topallayışı



yüzünden çok işkence hissediyor ve güçlü kalmak için mücadele etmek zorunda kalıyor. Hayatının geri kalanında da birçok zorluk yaşayacağı bu sakat ayak, Philip’i üzmekle berber onun bazı yönlerden gelişmesine, kişiliğinin sağlam olmasına da sebebiyet veriyor.

Philip meslek edinimi için eğitim almak amacıyla Almanya’ya gidiyor; fakat fikrini değiştirerek ressam olmaya, Fransa’ya gidiyor. Çok geçmeden tekrar fikrini değiştiriyor ve ölmüş babası gibi doktorluk eğitimi almaya karar veriyor.

Tahsili süresince hayatın güzel yönlerini de gördüğü gibi, hiç ummadığı bir kızla acılı bir aşk da yaşıyor. Hayatın hiç yüzleşmediği yönleriyle defalarca yüzleşiyor. Fakat ne olursa olsun Philip hiçbir zaman centilmenliğinden ve iyi yürekliliğinden vazgeçmiyor.

devider2

 

Biraz kederli, biraz da düşündüren bir kitap. Hayata dair çok temel bazı noktalara yer yer değinmesi, beni kendi hayatım üzerinde de düşünmeğe itmesi, Philip ile birlikte sanki kendim de büyüyormuşum gibi hissettirişi ve bütün bunların müthiş bir sürükleyicilik içinde olması harikaydı. Nihal Yeğinobalı’nın çevirisine hayran kaldım. Günümüzün fazla basit Türkçesi yerine, alıntılarda da göreceğiniz gibi, çok çok zengin bir dil ile ifadelerin oldukça naif aktarılması kitabı çok çok değerli kılıyor.

Gerek güçlü betimlemelerle, gerek diyalogların akıcı oluşuyla şıp diye biten, elden bırakılamayan bir kitap. Mutlaka okumanızı tavsiye ediyorum.

devider2

   Somerset Maugham


   Bu arada yazar hakkında da birazcık bilgi vermeliyim. Hayat hüzünleri, Somerset Maugham’ın kendi hayatını anlattığı otobiyografik bir romanmış zaten. 3 kez filme de çekilmiş. Yazar da tıpkı Philip gibi anne ve babasını küçük yaşta kaybetmiş ve somerset_maugham_resmiamcasının yanına yerleşmiş. Ardından Almanya’da felsefe öğrenimi gördükten sonra İngiltere’de tıp eğitimi almış. Türkçede “Şehvet Düşkünü”, “Hayatın Esiriyiz”, “Hayat Hüzünleri” adlarıyla yayımlanan Of Human Bondage kitabı başyapıtı olarak sayılıyormuş. Hayat Hüzünleri dışında birçok kitabı varmış. Şeytanın Kurbanları ve Ay ve Altıpara kitapları da Türkçeye çevrilmiş. Somerset Maugham, 91 yaşında Fransa’da hayata gözlerini yummuş.

devider2

Hayat Hüzünleri’ni yeni baskısının çıkması ve çok daha fazla okuyucuya ulaşması dileğimle…  Bu arada şimdi alıntıları yazarken hangi sayfa olduğunu belirtemeyeceğim. Kitap ciltlenirken üst kısım çok yukarda kalmış olduğu için sayfa sayıları görünmüyordu.

devider2

Altını Çizdiklerim


Louisa yenge Philip’i şimdi yepyeni bir sevgiyle seviyordu. Çünkü Philip ona ıstırap çektirmişti.


***


Hepsini bitirdikten sonra sevdiği masalları tekrar tekrar okumayı adet edindi. Başka hiçbir şey düşünmez olmuş, etrafındaki dünyayı tamamen unutmuştu şimdi. Böylece, kendi de farkında olmadan, dünyanın en zevkli meşgalesi; kitap okuma adetini edinmiş oldu. Bilmiyordu ki böyle hayatın kaygularından uzaklaşabileceği bir sığınak yaratmaktaydı. Bilmiyordu ki kitaplardan kurduğu bu asılsız dünya onun gözünde gündelik, gerçek dünyayı sönük, hayal kırıcı bir yer haline dönüştürecekti.


***


Kim bilir, hayatta insanın istediğini elde ettikten sonra pişmanlığa kapılması belki de mukadderdi.


***


Bana çok zalim davrandı sonradan. Bütün erkekler böyledir zaten. Hepiniz kalpsizsiniz.


***


- Yani kadere inanıyorsunuz.


- İnanmazmış gibi hareket ediyorum. Ama herhangi bir şey yaptığım zaman açıkça görüyorum ki kainatın bütün kuvvetleri ezelden beri bu hareketi hazırlayagelmişlerdi ve benim aslında bu hareketi yapmaktan başka çarem yoktu. Yaptığım şey iyiyse övünmeğe kendimde hak bulamadığım gibi, kötü bir şeyse kendimi suçlu da bulamam.


***


Aşk denilen o deliliğe kendini kaptırınca bütün dünya zevklerinden kendini nasıl yoksun bırakmış olduğunu şimdi fark ediyordu.


***


Zaten hayatın hazin tarafı da bu değil miydi? Çarşambadan sonra mutlaka perşembenin gelmesi? Ve hiçbir kudretin bu sırayı bozmaması…


***


Bugünün sıkıntısına bir de yarının sıkıntısını eklemeğe kalkarsam hayatın yaşanacak yanı kalmaz.


***


Ben başından geçen tecrübelerden ders almasını ve davranışlarını ona göre ayarlamasını bilen nadir insanlardan biriyim.


***


Hep ayni hikaye! Erkeklere ıstırap çektirmek gerek ki, değerini bilsinler. Şefkat göstermeğe gelmiyor.


***


Hülyaların sayesinde zamanın ve mekanın hakimi olabildiğin sürece hayat şartlarının ne önemi kalır ki!

6 Eylül 2016 Salı

KADINLARI ECE'DEN OKUMAK

Eylül 06, 2016
                                  BÜTÜN KADINLARIN KAFASI KARIŞIKTIR

    Son zamanlarda okuduğum ve bir kez daha okumak sabırsızlandığım nadir kitaplardan oldu. Bir kadının kaleminden kadınları okumak gerçekten zevkliydi. Kitap değişik kadın portrelerinden oluşmakta diyebilirim.

Hepimizin arkadaşı, kardeşi, annesi olan kadınlardan hatta aynada bakınca gördüğümüz kadınlardan bahsediyor Ece Temelkuran.

Her sayfada altı çizilecek bir cümle bulabildiğim bir kitap oldu. Hayatı becerenlerden öcümüzü almak gerektiği bir kez daha gözlerimin önüne serildi.

Bu çağın en iyi susan çocukları olduğumuzu hatırlattı bana Ece... Hiç sevilmemiş kadınların sessizliğini hissettim...

10 üzerinden 10'u alkışlarla hak eder bence bu kitap. Sözlerimi uzatmadan 'çirkinleşir kadınlar, ağlar melekler' diyorum.  Bu kitabıyla kadın mücadelesine selam çakan Ece'ye bir selam da benden olsun.

Keyifli okumalar...

YAREN

7.9.2016

Bahçe - Marguerite Duras

Eylül 06, 2016
Azıcık kasvetli bir eylül gününden selamlar. :) Tam olarak sonbahar geldiğinde, kışın okunacak kitaplar listesi yapmayı düşünüyorum. Şimdi,  henüz bitirmiş olduğum, 92 sayfalık incecik bir kitabı yorumlayacağım. Marguerite Duras’ın ilk okuduğum kitabı olan Bahçe, bir çırpıda okunacak fakat sindirerek okunması gereken bir kitap. Neredeyse tamamen karşılıklı konuşmalardan oluşuyor.

[caption id="attachment_528" align="alignleft" width="300"]marguerite_duras_bahce_kitabi Karşılıklı konuşmalardan oluşan Bahçe'yi sabah başlayıp öğlen bitirdim. [/caption]

Kitabın Adı: Bahçe

Yazarı: Marguerite Duras

Çeviri: Müntekim Ökmen

Yayınevi: Can Yayınları

Sayfa Sayısı: 92

 

Bir parktaki bankta, bakıcılığını yaptığı çocuğun oynamasını seyrederken oturan 20 yaşındaki genç kız ile gezgin satıcılık yapan bir adam karşılaşıyor ve gün boyunca süren derin bir sohbete dalıyorlar. Gerek yüzeysel şeyler, gerek derin felsefi konulardan bahsederek sürdürüyorlar konuşmalarını. Kitabın sonunda da çocuk oynamasını bitirip yorularak eve gitmek isteyince sohbet sona eriyor.

ayrac-5

Böyle kitaplara çok denk gelmiyorum; olaylar çerçevesinde değil de konuşmalardan oluşan romanlardan şimdiye dek en fazla birkaç tane daha okumuştum. Tropikal Geceler diye bir kitap vardı aynı böyle yanlış hatırlamıyorsam. Bir de Duygu Asena’nın Aslında Özgürsün kitabı karşılıklı telefon konuşmalarından oluşuyordu sırf. Bu tarz kitapları okumak gerçekten keyifli ve dinlendirici oluyor bence.

ayrac-5

Neyse, gelelim Marguerite Duras’ın Bahçe’sini nasıl bulduğuma. Tahmin ettiğim gibi, okuması çok keyifli geçti. Hayatlarında değişiklikler yapmanın inceliklerinden ve cesaretten sıkça bahseden bu 2 karakterin akıcı ve sıkmayan konuşmalarından birçok şeyin farkına vardım.

Kesinlikle okunması gereken bir kitap olduğunu söyleyemem ama tatilde, sakin bir günde çok keyifli olacaktır Bahçe’yi okumak. Alıntılardan, genel olarak kitabın içeriği hakkında da fikir edinmiş olacaksınız. İyi okumalar… :)

ayrac-5

Altını Çizdiklerim


Mademki hayattayız, elimizden gelirse fazla şey görmek, bunları görmekten daha iyidir demek istiyorsunuz, öyle değil mi? Böylece zaman daha çabuk, daha hoş geçer, değil mi? (sf 30)

İnsan her şeye alışıyor, eminim bundan; insanlar var, görüyorum, on yıl sonra da bugün benim olduğum noktadalar. İnsan her türlü yaşam biçimine alışabilir, hatta buna bile, ama ben alışmamak için çok dikkatli olmalıyım. Kimi zaman bunalıyorum, evet, her türlü yaşama alışma tehlikesi öyle büyük ki, bunu önceden bildiğim halde, bunalımdan kurtulamıyorum. (sf 31)

Ama ben eminim ki, yaşamak iyi bir şey, öyle olmasa bunca zahmete katlanmazdım. (sf 37)

Herkesin sahip olduğu ayrıcalıkları kendiniz için istemenin neden olduğu yorgunluğun üstesinden gelmenin ne kadar güç bir şey olduğunu söylemek istiyorum özellikle. (sf 54)

Her şeyin yolunda gitmesi için büyün koşullar bulunsa bile, insanlar bunu bozmak için yine de bir bahane uydururlar. Mutluluğu acı bulurlar. (sf 59)

15 Ağustos 2016 Pazartesi

OLAĞANÜSTÜ BİR GECE - STEFAN ZWEİG

Ağustos 15, 2016
olaganustu-bir-gece-kitabi-stefan-zweig-Front-1

 

KİTABIN ADI: OLAĞANÜSTÜ BİR GECE                                    

KİTABIN YAZARI: STEFAN ZWEİG

BASKI YILI: 2016

SAYFA SAYISI: 80

YAYIN: İŞ BANKASI KÜLTÜR YAYINLARI

NAÇİZANE PUANIM: 7.0/10

 

Kısaca...

Yalnızca bir gün içinde yaşanan olayların anlatıldığı Olağanüstü Bir Gece'de seçkin bir yaşam süren, tasasız ve duyarsız bir subayın sıradan bir pazar gününü at yarışlarında geçirirken, yetiştirildiği ahlaki değerlere ters düşecek bir suç işlemesiyle hayatı değişir. Kıskançlığı, kötülüğü ve şehvet gibi diğer insani duyguları içinde barındırdığını fark eder. Gece yarısı olduğunda karşılaştığı insanlar ve tanıklık ettiği olaylar, ona yaşadığı hayatın çoğunluğun yaşadığı hayata göre çok daha farklı olduğunu gösterir.


Burjuva hayatının samimiyetsizliğinden bunalmış genç bir subay...


Yaşadığı burjuva hayatının yapmacıklığından ve samimiyetsizliğinden bunalmış genç bir subayın suç işleyerek de olsa bir gün bir şeyler hissedebildiğini fark etmesiyle dünyası değişir. Zengin ailelerin yaşamlarına bir pencere açan bu hikayede, lüks hayat şartlarına sahip insanların kendi içlerinde mutsuz olma durumlarını anlayabilmemize olanak sağlanıyor. Hikayenin başından itibaren subayın başına gelen kötü olaylar silsilesi onun kendini cezalandırma şekli gibi görünüyor.


Olağanüstü Bir Gece, Zweig'in, katıldığı savaşta hayatını kaybeden bir subayın çekmecesinde bulduğu notlardan derlediği bir kitap. Dolayısıyla kitaptaki hikaye kurgusu alıştığımız Zweig kurgusundan daha farklı. Ayrıca Zweig'ın bu kitabında olabildiğince az iniş çıkışlı bir olay örgüsü kurduğunu da söylememiz gerekiyor.


İçinden...




Bir kez kendini bulmuş olan kişinin bu yeryüzünde yitirecek bir şeyi yoktur artık. Ve bir kez kendi içindeki insanı anlamış olan, bütün insanları anlar...


ayrac



Hikayenin başından itibaren olayların gidişatına hızlıca adapte olduğumuz ve okuyucuya kolayca özdeşim kurabilme imkanı veren Olağanüstü Bir Gece için dışarıdan şahitlik ettiğimiz burjuva hayatının aslında ne kadar da kaotik, politik ve renksiz olduğunu burjuva sınıfından birinin bakış açısından yansıttığı için okumaya değer, hoş bir kitap olduğunu söyleyebiliriz.


İyi okumalar.


15.08.2016


Nihan Polat

7 Ağustos 2016 Pazar

Sırça Fanus-Sylvia Plath

Ağustos 07, 2016
sirca_fanus_sylvia_plath_kitapKitabın Adı: Sırça Fanus

Yazarı: Sylvia Plath

Çevirmen: Handan Saraç

Yayınevi: Kırmızı kedi

Sayfa sayısı: 256

Yıllardır ismine birçok yerde rastladığım Sylvia Plath'in tek romanı olan Sırça Fanus'u sonunda okudum. Oldukça akıcı, sürükleyici, uyandırıcı bir kitap Sırça Fanus. 30 Yaşında intihar etmiş olan yazarımız Sylvia Plath bu kitapta kendini konu almış, intihar etme düşüncesini, depresyonu, bir kadının toplumla çelişen düşüncelerini derin ve akıcı bir şekilde işlemiş. 

Kitapta, üniversite öğrencisi bir kızın yaşamını birinci kişi anlatımından okuyoruz. Esther Greenwood isimli bu genç kız çok ünlü bir moda dergisinde stajyer olarak çalışıyor. Fakat hayat onu bazı karmaşık düşüncelere sürüklüyor ve bazı hastalıklı fikirler içinde buluyor kendini.

Çevresindeki herkes Esther'i akıl hastası olarak görürken, o içindeki çığlıkları kimseye açamıyor, uykusuzluklar çekiyor, farklı arayışlara giriyor. Sylvia Plath kitabında, hayatını ve toplumu, erkekleri sorgulamış kimi yerlerde-Yıllardır birçok insanın farkına varamadığı bazı gerçekleri Esther Greenwood üzerinden bizlere aktarmış.

Sade anlatımıyla bir çırpıda okunan, ölmeden önce okunması gereken kitaplar gibi listelerde mutlaka olması gerektiğini düşündüğüm, bana birçok farkındalık ve yeni düşünceler katan, Sylvia Plath'in intihar etme sürecinde aklından geçirdiklerini de kısmen anlamamı sağlamış olan bir kitaptı Sırça Fanus.

Bir kadının zamanla nasıl psikolojik sorunlar yaşadığı ve bu süreçte içinde bulunduğu ruh hali, yaşadığı bunalımlar en yalın şekilde aktarılmış.

Kitapta evlilik ve erkekler hakkındaki kimi cümleler de düşüncelerime  tercüman oldu. Ve Sırça Fanus'tan, birbirinden değerli cümleler...
kitap

---altını çizdiklerim---

Sessizlik bunaltıyordu beni. Sessizliğin sessizliği değildi bu. Benim kendi sessizliğimdi. (sf 23)

Eğer birinden hiçbir şey beklemezsen hayal kırıklığına uğramazsın. (sf 63)

Kendimi duygusuz ve boş hissediyordum, aklım, paramparça olmuş hayallerimin kırıntılarıyla doluydu. (sf 65)

Erkekler elbette bir kızı kendileriyle sevişmesi için kandırmaya çalışacak ve onunla evlenmeye söz ereceklerdi ama kız razı olur olmaz da ona olan tüm saygılarını kaybedecek ve bunu kendileriyle yaptıysa başka erkeklerle de yapabileceğini söyleyip kızın hayatını zehir edeceklerdi. (sf 85)

Hiç evlenmek istemeyişimin nedenlerinden biri de buydu. Hayatta en son istediğim şey sonsuz güvenceye kavuşmak ve okların atıldığı yay olmaktı. (sf 87)

Biliyordum ki bir erkeğin evlenmeden önce bir kadına yedirdiği akşam yemeklerine, verdiği güllerle öpücüklere karşılık olarak gizliden gizliye istediği tek şey, evlilik işlemleri biter bitmez kadının Baya Willard'ın mutfak paspası gibi ayaklarının altına serilmesiydi. (sf 89)

Yılın önümde uzanan günlerini bir dizi parlak, beyaz kutu gibi görüyordum, bir kutuyu öbüründen siyah bir gölge gibi ayıran şey uykuydu. Yalnız benim için bir kutuyu bir sonrakinden ayıran gölgeler birdenbire kaybolmuştu ve önümde uzanan günleri beyaz, geniş, alabildiğine ıssız bir yol gibi görüyordum. (sf 133)

Nefret ettiğim bir şey daha varsa, o da insanların kendinizi berbat hissettiğinizi bildikleri halde neşeyle hatırınızı sorup, 'iyiyim' demenizi beklemeleridir. (sf183)

Eğer düşeceksem, hiç değilse elimden geldiği kadar uzun bir süre küçük zevklerime tutunacaktım. (216)

Bir erkeğin egemenliği altında olmanın düşüncesinden bile nefret ediyorum. Bir erkeğin dünyada hiçbir kaygısı yokken, benim karşımda, beni hizada tutmak için bir sopa gibi asılı duran bebek konusu var. (sf 228)

Artık kendi kendimin kadınıydım.

İkinci adım uygun bir erkek bulmaktı. (sf 230)

6 Ağustos 2016 Cumartesi

Tanrıkadın-Feyza Hepçilingirler

Ağustos 06, 2016
Kitabın adı: Tanrıkadın

tanri_kadin_kitap_yorumuYazarı: Feyza Hepçilingirler

Yayınevi : Everest Yayınları

Sayfa Sayısı: 335

Baskı Yılı: 2012


   Feyza Hepçilingirler'in okuduğum ilk kitabıydı Tanrıkadın. Şu ana kadar okumamış olmak büyük bir kayıpmış benim için, en çok etkilendiğim kitaplardan birisi oldu, mutlaka okunması gerekenler listeme girdi. 



Baş karakterimiz, Ayşe'nin şehirler arası otobüs yolculuğuyla başlıyor kitap. Yoksulluk içinde büyümüş, darbe döneminin sıkıntılarını çekmiş, kendini eğitmiş, düşünceleri uğruna mücadele etmiş bir kadın. Bir zamanlar hayatına giren bir erkekten telgraf alıyor ve malum şehirlararası otobüse biniyor. Yolda, binbir düşünceye dalıp hayal gücünün de etkisiyle müthiş cümleler eşliğinde hayal gücünü, içindeki hisleri okuyoruz Ayşe'nin. Telgrafın çağırdığı yere gittiğinde ise, birçok sürprizle ve hayatın çeşitli yönlerini görmüş 2 kadınla daha karşılaşıyor. Öğrendiği gerçeklerle, iç dünyasında kurduğu hayaller tamamen yıkılıp yerini buruk bir kabullenişe bırakıyor.

Kadınların iç dünyasına inen, darbe dönemine değinip aşkı ve aldanışları da işleyen, sürükleyici ve elimden bırakamadığım, bittiğinde çok üzüldüğüm bir kitap Tanrıkadın.  Ve sanırım, şu ana kadar en çok alıntı yaptığım kitaplardan biri oldu.

ayrac



---altını çizdiklerim---





‘’Yaşam, son derece sade bir şeydir. Ona derin anlamlar katmaya kalkışarak karmaşıklaştıran sizlersiniz. En çok doğum üzerinde değil de ölüm üzerinde düşünmeniz bundan. Oysa doğum sevgidir, ölüm nefret. ‘’ sf. 47




‘’Ölüm mü? Çabuk gelsin, kolay gelsin; çünkü böyle geldiği zaman hoş gelmiş olacaktır. Ama ölüm, ancak korkakların isteyebileceği bir kaçış yolu. Savaşımda güçlerini yitirmişlerin düşleyebileceği son sığınak. Ben ölüme karşı gelerek, ondan korkmayarak yeneceğim kendimi. Korkaklar ölümü isterler. ‘’ sf. 68




‘’Herkes sanır ki büyük insan olmak zordur. Değildir. Asıl zor olan, sıradan insan olmak ve bunu bilinçle, benimseyerek, daha önemlisi severek sürdürebilmektir. ‘’ sf. 97




‘Bir dostun yanında her şey kolay gelir, felç bile…’’ sf. 120




‘’Toprağın karalığı sindiğinden üstümüze, acıyı kardeş edindik; yası kuşandık. Sevinç hiç sunmadı bize kendini; bize kalanlarla yetindik. ‘’ sf.132




‘’İnsanlar, tek başlarına gidip parklardaki banklara, deniz kıyısındaki taşlara neden otururlar? Ne ararlar orada; kimi bulacaklarını umarlar? Kendisiyle kalmak mıdır amaç, kendisinden kaçmak mı? Hiç kimse yaptıkları ve yapamadıkları için suçlanmamalı. Kişiliğini kendi mi seçer insan, birikenlerden oluşarak yapışıp üstünde mi kalır insanın? ‘’ sf.133




‘’Ev kadını, bundan öte bir tek şey olabilir artık: sokak kadını. Sokak kadını olduğunda yitirdiği tek şeyin namusu olduğu sanılır ya, yanlış! Tam o zaman namuslu olmaya başlamıştır. Çok daha namusla, çok daha mertçe yapılan bir iş, sokak kadınlığı. Hizmetine karşılık para istemek, dünyanın  neresinde namussuzluk olabilir? Ev kadını aynı işi yaparken boğaz tokluğuna çalışır. Gereksindiği parayı bile birtakım dolambaçlı yollardan istemek zorunda. Verdiği hizmet aynı olmasına karşın işi bittiğinde alamaz parasını. Erkeğin en az gerilimli, en rahat olduğu anı kollar. Kaçar dövüşür. Parayı, yaptığı ‘iş’in karşılığında hak ettiğini açıkça söylemez. Söylemesi, onu hemen o hor görülen sokak kadınlığına yaklaştıracaktır çünkü. ‘’ sf. 167




‘’Uzuyorsa ışıksız göklerin karanlığı, karanlıkta kalmak yazgılaşıyorsa umarsızlığı daha ne kadar sırtlamak, daha ne kadar başkaları olmak?




…




Kendisini aramamışsa yıllardır, şimdi aramaya durmuşsa bulacak; başka yolu yok. Herkes açıp kapısını, penceresini başkalarını bağırsın yeryüzüne; belki sağır gökler duyar seslerini. O da Ayşe’yse eğer bağıracak kendisini. Şimdiye kadar olduğu gibi çaresiz almayacak. Kaderini başkalarının çizmesine izin vermeyecek artık; vermemeli.’’ Sf. 182





‘’Her gün doğmasına bakıp aldanmamalı. Hiçbir gün, bir önceki doğuşunu yaşatmaz güneş; hiçbir gün bir önceki ya da bir sonraki değildir. Hele bugün… bugün, başka hiçbir güne benzemeyecek. ‘’ sf. 210





Belki de değişmenin zamanı geldi artık. Hep aynı ‘ben ‘ olmak zorunda değil. Kendisine kısır döngüler yaratan, dönüp dönüp bitiş noktasına geldiğini gördükçe karamsarlaşan, karamsarlaştıkça yeniden aynı noktada dönmeye başlayan, ve hiç ilerlemeye, bir adım bile gitmeyen. Neden? Başka yaşam yok mu? O başka yaşamın başka ‘ben’leri? Hep eni boyu belli ve daracık bir yerde mi dönecek böyle? Başka bir yaşam, bu şimdiki ‘ben’i alıp içine, öğütemez mi, küflerinden, paslarından arındırıp yoğurarak yeniden biçimlendirilemez mi?’2 sf.216







1 Ağustos 2016 Pazartesi

Bulimia Sokağı - Aydilge Sarp

Ağustos 01, 2016
bulimia-sokagi-aydilge-sarp-kitap-yorumuKitabın Adı: Bulimia Sokağı

Yazarı: Aydilge Sarp

Yayınevi: Remzi kitabevi

Sayfa Sayısı: 144

Günümüzün popüler şarkıcısı Aydilge'nin yazar olduğunu bu kitabı okuyana kadar bilmiyordum, aldıktan sonra google'da kitabı aratınca birazcık şaşırmışdım. :) İlk gençliğinden beri şiirler ve öyküler de yazıyormuş zaten Aydilge.

Şimdi gelelim kitapla ilgili yorumlarıma. Bulimia, zayıflamak amacıyla yediklerini kusanların, zamanla bunu alışkanlık haline getirdiği ve sonunda ciddi bir hastalıkla boğuştukları bir durum. Bu kitapta da Aylin isimli karakterimizin nasıl bulimia olduğunu ve ve atlatmak için neler yaptığını, ne hissettiğini birinci kişinin ağzından okuyoruz.

Aylin, küçüklüğünden beri kilo problemi yaşayan bir lise öğrencisi. Birçok arkadaşı tarafından dışlanıp aşağılanıyor kiloları nedeniyle. Kilo problemi onun en büyük kabusu haline geliyor yavaş yavaş. Ailevi problemler de yaşayan bir kız olduğu için çok sağlıklı düşünemeden bir zaman sonra o da zayıflama amacıyla kusmaya başlıyor. Zayıfladığını gördükçe buna devam ediyor ve artık yemek yiyemez hale geliyor. Hayat onun için git gide zorlaşırken, hiç tahmin etmediği şeylerle karşı karşıya kalıyor ve çok ilginç insanlarla tanışıyor.

Çok ayrıntıya girmeden genel olarak nasıl bulduğuma gelirsek, sürükleyici ve merak ettirici bir kitap olduğunu söyleyebilirim. Zaten incecik, 1 gün içinde bitirebilirsiniz.

Kitabın bazı olumsuz bulduğum özellikleri de var. Mesela bulimia hakkında çok çok az fikir sahibi olabiliyoruz. Ben okumaya başlamadan önce, bulimiadan muzdarip bir genç kızın hissettilerini, bedeni hakkında düşündüklerini ve zayıfladıkça nasıl hisler içine girdiğini anlayacağımı umarak heyecanla okumuştum kitabı. Ama bulimia daha çok yüzeysel kalmış; bilgiler var ama doğru ve yeterli bir şekilde aktarılamamış bence. Bulimia hakkında hissettiği şeyler yerine  daha çok özel hayatı üzerinde durulmuş Aylin'in. Vücudunda ne gibi değişiklikler olduğunu ve onun bu değişiklikleri nasıl gözlemlediğini, memnun kalıp kalmadığını hiçbir şekilde bilemiyoruz. Beni en çok merak ettiren konular bunlardı ve hiçbir bilgi verilmeyince biraz hayal kırıklığına uğradım... Okusanız da olur okumasanız da diyebileceğim bir kitap Bulimia sokağı. İyi okumalar...


divider_ribbon2


---altını çizdiklerim---


Yüreğinin götürdüğü yere git demek kolay. Ama yollar ya bozuk ya tıkalı, ya da uygun araç yok. Etrafımız, bizim adımıza bağıra bağıra konuşan otorite bozuntularıyla doluken, tüm bu gürültünün içinde yüreğimizin sesini nasıl duyabiliriz? Aslında ben kendiminkini duyabiliyorum. Yüreğim diyor ki, git, bütün dünyayı yok et ve kendine yepyeni bir dünya kur ! (sf 38)


Yüreğimi tertemiz tutmak için harcadığım bunca çabadan sonra, her önüme geleni yüreğime kabul etseydim, onlar da tüm pisliklerini içime atıp bir güzel dağıtırlardı beni. Sonra da hiçbir şey olmamış gibi çekip gittiklerinde, geriye yalnız ben ve kirlenmiş yüreğim kalırdı. (sf 133)

Maya'nın Günlüğü-Isabel Allende

Ağustos 01, 2016
isabel_allende_mayanin_gunlugu_kitap_yorumuKitabın adı: Maya'nın Günlüğü

Yazarı: Isabel Allende

Çevirmen: İnci kut

Yayınevi: Can Yayınları

Sayfa Sayısı:  464

Baskı Yılı: 2013

''Benim adım Maya Vidal, on dokuz yaşımdayım, cinsiyetim kız, bekârım, sevgilim yok, ama fırsat çıkmadığından, yoksa kılı kırk yardığımdan değil...'' Bu cümlelerle başlayan, sürükleyici ve ilginç bir Isabel Allende kitabı.

Bu yazarı daha önce çok fazla duymamıştım. Kütüphanede Maya'nın Günlüğü'ne denk geldiğimde konusu çok ilgimi çekti. Maya Vidal isimli 19 yaşındaki genç kızın hayat hikayesini birinci kişinin anlatımıyla okuyoruz bu kitapta. California'da doğmuş olan Maya, çok sevdiği nenesi ve 'Papi' diye hitap ettiği büyükbabasıyla yaşıyor. Babasını ise çok sık göremiyor.

Papisi öldüğünde Maya çok uzun süre kendine gelemiyor ve hayatını kontrol edebilmekte zorlanıyor. Biraz daha asileşip umarsızlaşıyor. Daha önce hayal bile etmediği olaylarla karşılaşıyor. Yaptığı kimi kötü şeyler için çok pişman olsa da geçmişi ve yaşanan her şeyi objektif gözlerle görmeyi ve kendisi o şekilde kabul etmeyi başaran bir kız. Las Vegas'ta başına birçok dert açtıktan sonra polislerden ve yargılanmaktan kaçmak için, nenesinin eski bir yakın arkadaşı olan Manuel'in yanına, Şili'deki Chiloé Adası'na taşınıyor bir süre için. Burada, hayatında ilk kez  aşkı da tanıyor.

Benim kitapta en çok sevmiş olduğum, Maya'nın karakteriydi. Güçlü rsz_isabel_allende_mayanin_gunluğu_oluşu, geçmişteki hatalarına takılı kalmayışı, yaşadığı şeyler ne kadar ağır olursa olsun bir yanının espritüel kalması gibi karakter özellikleri beni çok etkiledi. Kitabın birçok yerinde bu espritüel bakış açısı bizleri gülümsetiyor zaten. :)

Maya'nın Günlüğü kitabını nasıl bulduğumdan kısaca bahsedeyim. Sürükleyici ve hareketli; fakat birçok yerde, özellikle de sonlara doğru sıkıcı bulduğumu söylemeliyim. Bazı zamanlar bir türlü bitmek bilmedi. Yaklaşık son 50 sayfayı bitse de gitsek diyerek okumuştum. Aynı zamanda, 19 yaşındaki bir kızın, yaşlı bir insanın yaşadıklarından bile tuhafi çok fazla ve çoğu da yasadışı olaylarla karşılaşıyor olması, tanıdığı birçok iyi ya da kötü insanın ona karşı davranışları ve yaptıkları da epey gerçekdışı olduğu için Maya'ın hissettiklerini ve yaşadığı olayların psikolojisini anlamakta, içimde duyumsayabilmekte çok zorlandım. Açıkçası, Chiloe adası hakkında bazı kültürel bilgiler ve bir Isabel Allende kitabı okumuş olmak dışında bana bir şeyler katan bir kitap değildi. Çok tavsiye etmiyorum; çünkü olaylar aksiyonlu ve merak ettirici olmasına karşın nedense yavaş ilerliyor kitap. Maya'nın yaşamı sizin de ilginizi çektiyse okuyun derim; ama benim gibi sıkılabilme ihtimaliniz de yüksek...  Isabel allende'in  Ruhlar Evi, Eva Luna, Canavarlar Kenti gibi diğer kitapları biraz doğaüstü ve fanastik özellikler taşıyormuş sanırım. Maya'nın Günlüğü'nde, ölmüşlerin ruhu dışında pek bir doğaüstü özellikle karşılaşmadım. Şu sıralar okumakta olduğum Sırça Fanus kitabına döneyim benç. Hepimize iyi okumalar... :) Unutmadan, Maya'nın günlüğüde altını çizdiğim cümleleri de aktarayım.

 

ayrac3---altını çizdiklerim---


Hiç tanımadığım bir ülkede tek başıma ve meteliksiz kalmıştım, ama geçen yıl yaşadığım uğursuz maceraların bana öğrettiği bir şey varsa o da böyle ufak tefek olumsuzluklara pabuç bırakmamaktı. (sf 28)

Hayat renk renk ipliklerle gün be gün dokunan bir halı, ipliklerin kimi ağır ve koyu renkli, kimileriyse ince ve ışıl ışıl, hepsi de işe yarıyor. (sf 159)

Blanca Schnake ve Manuel Arias'a göre hayat zordur ama yakınmak onu daha beter yapar. (sf 259)

27 Temmuz 2016 Çarşamba

Kelebeğin Hayat Sırları-Nil Karaibrahimgil

Temmuz 27, 2016
kelebegin-hayat-sirlari-kitap-yorumuKitabın adı: Kelebeğin Hayat Sırları

Yazarı: Nil Karaibrahimgil

Yayınevi: Doğan Novus

Sayfa Sayısı: 296

Baskı Yılı: 2015

İşte sonunda okudum! dediğim kitaplardan biriydi Kelebeğin Hayat Sırları, ve yorumlarımla karşınızdayım :) Çok merak ettiğim bir kitaptı; arka kapak yazısı çok etkileyiciydi. Tahmin ettiğiniz üzere, köşe yazılarından oluşan bir kitap. Köşe yazılarından oluşan kitapları seviyorum; daha önce Elif Şafak'ın Şemspare ve Firarperest kitaplarını okumuştum bu şekilde. 

ayrac

Her neyse, gelelim kitabı nasıl bulduğuma. Öncelikle şunu söylemeliyim ki Nil Karaibrahimgil'i çok fazla tanımıyordum, bu kitapla birlikte tanımış oldum. Ne kadar eğitimli ve kültürlü, hayatla ilgili ne kadar çok birikime ve pozitif çıkarımlara sahip oldugunu, nr kadar bilinçli olduğunu bilmiyordum.

  Her biri 2 sayfayı geçmeyen bu köşe yazıları çoğunlukla hayata dair öneriler, çıkarımlar içeriyor. Teknolojinin esiri oluşumuzu da sık sık eleştiriyor Nil. Her bir yazıdan birçok şey öğreniyor, birçok gerçeğin farkına varıyorsunuz. Umudu ve hayat enerjisini öğreten, insanı depresyondan çekip alabilecek bir kitap, Kelebeğin Hayat Sırları... Bir oturuşta okunması gereken bir kitap olduğunu düşünmüyorum; fırsat buldukça ya da okuduğunuz romandan/çalıştığınız dersten biraz kafanızı kaldırdığınızda birkaç yazıyı okumak daha keyifli olur bence.

  Altını çizecek birçok cümle bulacağınıza eminim... Okumadıysanız mutlaka okumanızı tavsiye ediyorum.

ayrac

---Altını Çizdiklerim---

Kendinle sosyalleş. Yoksa unutursun nasıl biri olduğunu. Hayatın sana başkaları tarafından yansıtılmayan bir aslı var. Onu dinle, deniz kabuğu dinler gibi. Yalnızlığını kimseye verme. Yalnızlığın hariç her şeyi paylaş. (sf 13)

Hayat, şu an olduğu gibi devam etmeyecek. Tıpkı bir lunapark treni gibi, indiği gibi çıkacak. Göreceksiniz. Her şeye yeniden, en tepeden bakacaksınız. (sf 66)

Hayalleri olan insanların, kendi yollarına vuran, ışığı far gibi yanan gözleri oluyor. (sf 79)

İnsan, kadın ya da erkek, neden kaygıların yalancı küresini hayallerinin kelebeğine yeğler? (sf 79)

Bugüne geçici, yarına kalıcı gözüyle bakarsam yan ılmış olurum. En büyük illüzyon olan zamana kanmış olurum. Ertelemiş, bekleyip durmuş olurum. Zamanın oyununa gelmeyenler bilirler. Yarın bugündür. Yaşadığın  her şey de şu andır. Biri çıksa dese ki,  'Filancalar hayal etmiştim, falancaymış meğer.' ona derim ki, 'Filancaları hayal ettiğin yol nasıldı peki? Ona bak sen. ' (sf 105)

Sadece yola devam edenler gidecekleri yere ulaşıyor. (sf 107)

Herkesin, anne babası dahil, gölge edenlerden kurtulup, güneşin altında kendine bakma ve bunu gösterme hakkı var. (sf 112)

Değişmek çok güzeli çünkü değiştiğinde oynayıp durmaya mahkum olduğun rolün dışına çıkabiliyorsun. (sf 126)

Zamanını nasıl kullanıyorsun? Bir gün, size de, elinizden kaçıveren bir uçan balon gibi gelmiyor mu? O rengarenk şey, gökyüzünde kaybolup gidiyor, akşam oluyor hemen. Onu evcilleştirmek gerek. Üstelik dikkatimizi dağıtan binlerce şeyin, sesin, mesajın, mail'in, endişenin, hızın içinde 'Saatleri Ayarlama Enstitümüzü' kurmamız gerek. Zamanı nasıl kullandığın, oluyor sana ömrünü nasıl geçirdiğin. (sf 145)

Kendine güven üç malzemeden yapılıyor: Risk alma, kaybetme ve buna rağmen ısrar etme. (sf 147)