31 Aralık 2017 Pazar

Bizim İçin Önemli Olan Şeylere Odaklanmak

Aralık 31, 2017
  Dünya üzerinde sınırlı bir zamanımız var. Her birimize günlük 24 saat verilmiş. Ancak zamanımızı nasıl değerlendirdiğimiz bizim seçimimizdir. Mutluluğumuz ve hayatta bizim için önemli olduğunu düşündüğümüz ve görevimizle uyum içinde olan şeylere odaklanmamızdan kaynaklanır. Eğer çok fazla yapmaya çalışırsak önceliklerimiz karışır ve bu da bizi karmaşaya, kafa karışıklığına ve mutsuzluğa götürür.



Gerçekten Önemli Şeylere Odaklanın

Bizim için daha büyük anlam ve değer içeren olaylara dahil oldukça gerçek deneyimler edinme şansımız artar. Bu doğal olarak alışkanlık edindiğimiz bazı şeylerden vazgeçmek anlamına gelebilir. Bu gerekli olmayan aktivitelere daha az katılarak gerekli olanlar için daha fazla zaman edinebiliriz. Hayattaki amacımız ve misyonumuza ve bunlarla ilgili alanlara çok iyi odaklanabiliriz.

Seçimimizin Açıklığı misyon Tanımımızdan Gelir

Misyonumuz neyin bizim için önemli olduğunu neyin olmadığını ayırmamıza yardımcı olur. Her aman önemli olaylara odaklanmak kolay değildir. Hayat karşımıza odaklanmamızı zorlaştıran çok farklı ihtiyaçlarla çıkar. Ailevi yükümlülüklerimiz, profesyonel ihtiyaçlarımız, finansal ihtiyaçlarımız, gönüllü yaptıklarımız ve sosyal yükümlülüklerimiz... Nereden başlamalıyım? Kime evet demeliyim? Kimi reddetmeliyim? Önceliklerimizi karıştırmak ve ihmal etmek kolaydır. Kendinizi bir hareketin anlamını sorgularken bulduğunuzda, "Bu gerçekten yapmak istediğim şey mi?" sorusu yardımcı olacaktır.

Sadece gerekli olan şeylere odaklanmak için açık bir görüşümüz ve tutkumuz olmalıdır. Aklımızı sadece amaçlarımızı gerçekleştirmekle meşgul edersek en büyük başarı şansını yakalamış oluruz. Çünkü tüm enerjimiz, gücümüz ve konsantrasyonumuz elimizdeki göreve odaklanmıştır ve bu yaratıcılığımızı serbest bıraktığı gibi tüm çabamızı da bu işe vermemizi sağlar. Aklımız, vücudumuz ve ruhumuz görevi tamamlamak için birleşir.

Odaklanmak Misyonumuzu Kolaylaştırır

Enerjinizin yüzde doksan beşini hayatınızın en önemli altı ya da yedi alanına yönlendirdiğinizde bu önemli  alanlarda yaratacağınız farklılıkları göreceksiniz. Bizim için önemli şeylere odaklandığımızda ve en büyük katkıyı sağlayabileceğimiz alanlara zaman harcadığımızda kendimiz ve çevremizdekiler için değerimiz katlanarak artar.

Azim Jamal

27 Aralık 2017 Çarşamba

Öksüzler Treni - Christina Baker Kline

Aralık 27, 2017
 Herkese selamm :) Arkadya yayınlarından çıkmış olan Öksüzler Treni kitabını yorumlayacağım. Sıkıcı bir kitap değildi ama nedenini anlayamadığım bir şekilde elimde sürünen, bir iki hafta içerisinde ancak bitirebildiğim, araya başka kitaplar sıkıştırdığım bir kitaptı. Arkadyadan okuduğum hiçbir kitapta böyle hissetmemiştim daha önce; hepsi aşırı sürükleyici ve en fazla 2 günde biten kitaplardı. Bu yüzden öksüzler treni beni biraz şaşırttı. Neyse, konudan biraz bahsedip genel yorumlarımı ayrıntılı olarak yapayım. 



Kitabın Adı: Öksüzler Treni

Yazarı: Christina Baker Kline

Çevirmen: Duygu Parsadan

Yayınevi: Arkadya Yayınları

Sayfa Sayısı: 368


Konu

Kitapta 2 ana karakter var; birisi 16 yaşında, koruyucu ailesiyle yaşan ve problemleri olan 16 yaşındaki Molly. Diğer ana karakter de çok yaşlı bir kadın olan Vivian. Molly, kütüphaneden kitap çalmaya teşebbüs ettiği için toplum hizmeti cezası alıyor ve yaşlı bir kadının çatı katını temizlemesine yardım ederek bu cezayı tamamlayabileceği bir fırsatla karşılaşıyor. Kitapta Molly'nin günümüzde yaşadıkları ve Vivian'ın çocukluğundan itibaren yaşadıkları bölüm bölüm anlatılıyor.

 Vivian, daha küçücük bir kız çocuğuyken öksüz kalıyor ve onun gibi binlerce öksüz çocuğun evlat edinilmek üzere yolculuk yaptıkları bir trende yolculuk etmek zorunda kalıyor. Verildiği ailelerde açlık, sefalet, taciz, şiddet gibi zorluklarla karşılaşıyor. Ama hayatı bir şekilde değişiyor ve yıllar sonrasında Molly'e bu zorluklarla dolu hayatını anlatıyor.


Genel Yorumlarım

Konusu ilginç ve sürükleyici gibiydi ama bence daha çok zenginleştirilebilirdi. Anlatımından mı konusundan mı bilmiyorum ama ben biraz sıkıldım okurken. Belki de araya zaman koyarak parça parça okuduğum için böyledir.

22 Aralık 2017 Cuma

Hayat Seçimlerden İbarettir

Aralık 22, 2017


Siyah ve beyaz

Mutluluk ve hüzün

İyilik ve kötülük

Ne güzel duruyor siyahın üstünde beyaz.Hüznün içindeki acı yaşlarla örtülmüş gün yüzüne çıkmaya korkan mutluluk gibi.Kötülüğün içindeki etrafı dikenli duvarlarla çevrili cesareti kırılmış ,sıkışıp kalmış ,benliğini kaybetmeye başlayan iyilik gibi.

Sizin içinizdeki mutluluk da ortaya çıkmaktan korkuyor galiba.Onu o kadar az benimsemişsiniz ki ne olduğunu bile unutmuşsunuz.Hatta o kadar vahim ve zavallısınız ki başkasının hüznü sizin mutluluğunuz.Siz o kadar yanlışsınız ki iyiliği kötülük için kullanır olmuşsunuz.Galiba sizin içinizdeki iyilik tamamen benliğini yitirmiş.Sizde bu yüzden yitiksiniz işte.Oradan oraya savrulup duruyorsunuz.Aradığınızı bulduğunuzu düşünüp mutlu olduğunuzu sansanız da sonunda yine kendinizi en dipte buluyorsunuz.İşte bu yüzden gerçek mutluluğu yakalayanların sinsice peşinde dolanıyorsunuz.Ama biliyor musunuz? Biz o kadar doğruyuz ki bunu bilmemize rağmen size elimizi uzatıyoruz.Siyahın içindeki beyazın farkındayız çünkü.

Emin olun bir gün sizin de sayfanız aydınlanmaya başlayacak.Tek yapmanız gereken yeni bir sayfa açmak aslında.Tüm o karanlık geçmişinizi unutun.Hepsi size bilgelik ve olgunluk katmak için yaşandı ve bitti.Bunu anlayın.Başkalarından çıkarmayın bunların acısını.Suçu arayacaksanız kendinizde arayın.Çünkü hayatınızdaki her şey kendi seçiminiz.Yaşamın örümcek ağını ören insanın kendi değildir.O bu ağda sadece bir teldir.BU AĞA YAPTIĞI HER KATKIYI ASLINDA KENDİ KENDİNE YAPMIŞTIR.

Hadi siz de kendi kendinize oluşturduğunuz bu ağı yeniden yapılandırın.Bugüne kadar ne yapmayı seçtiyseniz tam tersini yapmayı deneyin.Emin olun hiçbir şey kaybetmeyeceksiniz.

7 Aralık 2017 Perşembe

Otomatik Düşünceleriniz Farkına Varmak

Aralık 07, 2017

  1. Duygularınızdaki değişimleri gözleyin
İlk adım, ne düşündüğünüzün farkına varmaktır. Genellikle düşüncelerinizden çok, duygularınızın farkında olduğunuz için, düşüncelerinizi yakalamanın en kolay yolu, duygularınızdaki değişmeleri ipucu gibi kullanmaktır. Kendinizi bir anda, biraz önce olduğunuzdan daha kederli, endişeli, üzgün ya da umutsuz hissederseniz, ya da ağlamak istediğinizi fark ederseniz, bu duygu değişimi sırasında, zihninizden neler geçtiğini yakalamaya çalışın ve bir yere kaydedin.

Birkaç gün içinde, duygularınızdaki değişimlere daha duyarlı olmaya başladığınızı ve o duyguları harekete geçiren düşünceleri fark edebildiğinizi göreceksiniz. Aynı düşüncelerin, zihninizden tekrar tekrar geçtiğini de anlayacaksınız. Bu durum ister depresyonda olalım, ister olmayalım, hepimiz için geçerlidir.

  1. Düşüncelerinizi sayın
Olumsuz otomatik düşüncelerin farkına varmanın bir başka yolu, onları saymaktır. Bunu, yanınızda her düşünceyi bir çetele tutarak kaydedeceğiniz küçük bir kart taşıyarak yapabilirsiniz. Bu yöntem, sadece olumsuz düşüncelerinizin farkına varmanıza yardımcı olmakla kalmaz, aynı zamanda bu düşüncelerinizi kağıda döküp onlara uzaktan bakmanıza da yardımcı olur.

Düşüncelerinizi bu şekilde, dışarıdan gözlediğinizde, sizi etkileme ve üzme güçleri de azalacaktır.

Bu işlemin sonunda düşündüğünüzden de çok olumsuz düşünceniz olduğunu fark edeceksiniz. Paniğe kapılmayın. Bu yalnızca, sizin onları yakalama konusunda ustalaştığınızın bir göstergesidir. Bir süre sonra bunların sayısı azalacaktır.

Eğer kendinize, "Bu kadar çok olumsuz düşüncem varsa, mantıklı düşünemiyorum demektir. Herhalde yetersiz ve zayıf bir insanım." Diyorsanız, bu tür düşüncelerin de depresyon işareti olduğunu hemen hatırlayın. Bunlar sizin kişiliğinizi yansıtmaz. Grip olan birinin ateşi varsa, bunu, onun zayıflığının yetersizliğinin işareti olarak mı görürsünüz?

  1. Düşüncelerinizi yazın
Otomatik düşüncelerinizin, nasıl olup da sizi rahatsız eden duygulara yol açtığını fark etmek için bir başka yol da, bu düşünceler zihninizden geçer geçmez, onları kaydetmektir. Bazı çevresel nedenlerle bunu o anda kaydetmek mümkün olmayabilir. Bu durumda duygularınızın zihinsel bir kaydını tutup, fırsat bulduğunuzda kağıda dökün. Düşüncelerinizi yazarken aşağıdaki planı uygulayabilirsiniz:

 Hangi duyguları yaşadınız?

0-10 arası bir cetvelde değerlendirecek olursanız, yaşadığınız duygu ne kadar rahatsızlık vericiydi? Duygularınızın size ne kadar rahatsızlık yaşattığını kaydetmenizin bir yararı, sıkıntınızın derecesini ayırt etmenize yardımcı olmasıdır. Bu yöntemle ayrıca, sıkıntınızı azaltıp azaltamadığınızı da kontrol edebilirsiniz.

Söz konusu duygularınız oluştuğu sırada, içinde bulunduğunuz durumu da yazın.

Tam olarak ne yapıyorsunuz? Neler düşünüyordunuz? Birkaç sözcükle, ayrıntılara girmeden, bu durumu belirtin.

Daha sonra, o sırada içinizden geçen otomatik düşünceleri yazın. Bu düşünceleri hiç yorumlamadan, değiştirmeden, zihinnizden geçtiği gibi kaydedin. Düşünceleriniz zihninzden sözcükler biçiminde değil de, bir görüntü biçiminde de geçmiş olabilir. Örneğin, kendinizi evinizde yalnız başınıza, konuşacak kimseniz yokmuş gibi hayal etmiş olabilirsiniz.

26 Kasım 2017 Pazar

Kişiyi Hareketsizliğe İten Düşünceler

Kasım 26, 2017
  Yorgunluk, isteksizlik, ilgi kaybı, hiçbir şeyden zevk almama, motivasyon kaybı ve uyuşukluk gibi durumlar depresyon belirtisi olabilir. Bunlar kişiyi gittikçe artan bir hareketsizliğe götürür. Hareketsizlik ise şu sorunlara yol açabilir:

Kendini eleştirme

Suçluluk

Diğerlerinden gelen eleştiriler

Yapılacak işlerin dağlar gibi birikmesi vb.

Hareketsizlik, aslında insanın kendine zarar vermesine yol açan bir durumdur. Hareketsizliğin kendisine iyi geldiğini söyleyen bir tek insan olacağını sanmıyorum. Tersime, insan ne kadar çok zevkli iş yaparsa, kendini o kadar iyi hisseder. Bu yüzden depresyondaki kişiler daha çok iş yapmak için uğraşmazlar.

Bazı iyi niyetli arkadaş ya da akrabaları, depresyon geçiren birine, "Haydi, kendini topla ve işine bak." dediklerini duymuşsunuzdur. Aslında bu tip bir tavsiyenin ona pek yararı yoktur. Çünkü kişi zaten, aynı şeyi kendisine uzun zamandır söylemekte, ama pek başarılı olamamaktadır. Onun kendine söyledikleri bununla da kalmamaktadır. Ayrıca, "Hiçbir işe yaramıyorum. Tembelim. Düşüncesizim." gibi sözleri de sık sık tekrarlamaktadır. İnsanın kendine bu tür şeyler söylemesinin hiçbir yararı olmadığı gibi, kendini daha da kötü hissetmesine yol açar.

Hareketsizliğin bir nedeni de fiziksel olabilir. Çünkü, depresyon sırasında insanın bedeninde ve beyninde bazı fizyolojik değişmeler olmaktadır. Ama önemli bir nedeni, bizim kendi kendimize söylediğimiz, zarar verici o sözlerdir.


Kişiyi Hareketsizliğe İten Düşünceler


Aşağıda, zaman zaman hepimizin kendi kendimize söylediğimiz bazı zarar verici cümlelerden örnekler verilmiştir. Bakın bakalım, bunların bir kısmını tanıyacak mısınız? Önce bu düşünceler ve ardından bunlarla başa çıkabilmek için size yardımcı olacak öneriler verilmiştir.


1. Yapılacak çok şey var. Artık işlerle başa çıkamıyorum.

Önce en gerekli olanı yapmalıyım. Belki de o zaman karşıma böylesine korkunç bir liste çıkmaz. Her şeyi bugün yapmak zorunda değilim. İşleri adım adım ele alabilirim.

2. Çok zor!

Zor görünüyor, çünkü şu sırada depresyondayım. Daha önceleri çoğu kez buna benzer işler yapmıştım.

3. Zaten şu ana kadar yeterince zaman harcadım. Şimdi hiçbir şey yapmanın anlamı yok. Kendimi daha bile kötü hissedebilirim.

İşleri "yapmamak" benim kendimi daha iyi hissetmeme yol açmayacak. Bir şeylere başlayabilir ve neler olduğuna bakabilirim.

4. Hoşuma gitmeyecek.

Nereden biliyorum? Yine falcılık yapmaya başladım. Deneyip göreyim.

5. İşler kendimi daha iyi hissedinceye kadar bekleyebilir..

Bu işi gerçekten yapmak isteyinceye kadar beklersem, belki de hiç yapamayabilirim. Belki şimdi başlarsam, kendimi daha iyi hissedebilirim.

6. Ne anlamı var ki... kendimi daha iyi hissetmeme yardımcı olmaz.

İşi yapmaya başlayınca, en azından yapamıyorum diye düşünmek zorunda kalmam. Beni rahatlatmayacağını nereden biliyorum? En azından kendimi daha kötü hissetmem.

7. Bu işi eskisi kadar iyi yapmam mümkün değil.

Öyle olabilir. Ama belki de kendime kötü not vermemin nedeni, gerçekten yapamamam değil de, depresyonda olmamdır. Önemli olan benim o işi yapmam. Kusursuz yapmam değil.

8. Dün mutfağı temizledim de ne oldu sanki?...

Normalde, bu belki de çok büyük bir iş değil. Ama şu anda, benim için korkunç derecede zor bir iş.. buna rağmen yaptığıma göre, kendime bir ödül verebilirim.

 

6 Kasım 2017 Pazartesi

11 Saniyede Uykuya Nasıl Dalınır?

Kasım 06, 2017
11 Saniyede Uyguya Nasıl Dalınır?

Bunu herkes yapabilir. Hatta tedavisi imkansız bir uykusuzluk çektiklerini sanan, ama aslında nasıl uyuyacaklarını bilmedikleri için bu derdi çeken sinirleri gergin kimseler bile bundan faydalanabilir. İşte nasıl uyuyacağınız:

Aşağıdaki dört kolay, birbirine bağlı kısımları tamamlamak için 11 saniye yeterlidir:

  1. Vücudunuzu Gevşetin: Vücudun gevşetilmesi için daima tavsiye edilen usüllerden en etkili bulduğunuz usülü uygulayın. Vücudunuzun ağırlaştığını düşünün..veya hafiflediğini (adeta yüzdüğünüzü) hayal edin. En sevdiğiniz uyku biçimini alarak rahat bir şekilde yatın.

  2. Yüzünüzü Gevşetin: Özellikle alnınız gevşetmeye dikkat edin. Çenenizi gevşek tutmayı da unutmayın. Böylece dişlerinizi de gıcırdatmazsınız. Üst ve alt dişleriniz birbirine dokunmamalıdır.

  3. Daha da önemlisi, gözlerinizi rahatlatın: Gözlerinizi hafifçe yumun ve huzur içinde gözlerinizin tamamıyla "boş boş" baktığını, hiçbir his ve heyecanı olmadığını düşünün.

  4. En Önemlisi, bütün hayali resimleri silin: Kafanız tamamiyle bomboş olmalı. Hiçbir hayali resim bulunmamalı.



 Siyah rengi hayal edin: Kafanıza tam bir karanlığın dolduğunu düşünün. Karanlık, kafanıza yumuşakça, hoş bir şekilde ve tamamiyle yayılsın. Böylece bir hayali resim belirmeye kalkıştığı zaman bunun etrafını siyahlık sarsın. Siyah renk bunu bulanıklaştırsın ve usulca silsin. Sadece karanlık kalsın. O zaman uyku birden bire gelir.

Önceleri pek de emin olmayan kimselerin azim ve kararla davranmaları gerekir.

Kafalarının karanlıkla, siyah renkle dolduğunu hayal etmekte güçlük çekenler, yumuşak, kadife perdeler asılmış geniş bir kadife duvarı hayallerinde canlandırabilirler. Yumuşak doku ve kadifenin kıvrımları, birkaç saniye için bütün hayali resimleri gizler ve sizin uykulu dikkatinizi çekerken siz de dalıp gidersiniz.

 Donuk Griyi Hayal Edin: Bazı kimseler siyah rengi düşünmek yerine, gri rengi düşünmeyi tercih edebiliriler. Gri rengi daha yumuşak ve dinlendirici bulabilirler. Griyi düşünmek de siyahı düşünmek kadar etkilidir. Ama grinin bütün hayali resimleri silecek kadar donuk olması şartıyla. Zaten bütün gaye budur: hiçbir hayali resim olmaması.

Bütün gaye, canlanmamaktır. Onunu için de kırmızı, sarı, turuncu gibi canlandırıcı renkler-veya herhangi bir rengin parlak tonlarını- hayal etmemelisiniz.

Yoğun bir sisi hayal edin: Bu usülde kafanızı tamamiyle saran yoğun bir sisle bütün hayali resimleri arar ve onları görünmez hale sokarsınız. Hayali resimlerin bu şekilde "sislendirilmesine"  kafanızı ince sis tabakalarıyla doldurarak başlarsınız. Sonra bunları yoğunlaştırarak yumuşak sis bulutları haline sokarsınız. Daha sonra da bütün hayali resimleri örten yoğun bir sis haline.

11 saniye içinde uykuya dalmayı bekleyin, ama saymayın!...

M. R. KOPMEYER

5 Kasım 2017 Pazar

Başarmamak İçin Bir Sebep Yok!

Kasım 05, 2017
 Bir yaban arısı kanatlarının çapı ve ağırlığı itibariyle aerodinamic kanunlarına gör asla uçamaz. Tüm fizikçiler bu konuda aynı şeyi söylüyorlar. Ama yaban arısı uçuyor. Neden uçtuğunu sorarsanız, bence aerodinamic kanunlarını bilmediğinden uçuyor. Zavallı yaban arası bu kanunları bilseydi uçmaması gerektiğini düşünür ve asla uçamazdı.

O halde başarıyı ve başarısızlığı getiren faktörlerdir, duygulardır, inançlardır.

1950'li yıllarda atletizm otoriteleri 1 milin asla 4dakikanın altında koşulamayacağını  düşünüyorlardı. Hatta birçok doktor da insan fizyolojisinin 1 mili 4 dakikada koşmaya yetmeyeceğini söylüyordu. Atletler de uzmanlara inandıklarından 1 mili 4 dakikanın altında koşmayı düşünmüyorlardı.  Bu yarış yapılırken düşündükleri tek şey 1'İnci, 2'nci ya da 3'üncü olmaktı.

Ancak uzmanlara inanmayan bir atlet ortaya çıktı: Roger Bannister. "Ben 1 mili 4 dakikanın altında koşacağım." Dedi.  Her gün yaptığı fiziksel antrenmanların yanında zihinsel antrenmanlar da yapmaya başladı. Yolda yürürken, otururken, yemek yerken, banyodayken düşündüğü tek şey buydu. Skorboardda yazan sonuç: 3.59. bütün tribünler ayakta. İnanılmaz bir ses çıkıyor. Roger Bannister skorboardı görüyor , tüm tribünlerin ayağa kalktığını görüyor, tribünlerden çıkan sesi duyuyor ve ipi göğüslediği anı hissediyordu.

İşin asıl ilginç tarafı, o yıl 12 kiş idaha 1 mili 4 dakikanın altında koştu.

Arzuladığınız güzel şeylerin olacağını düşünerek bilinçaltına kesin emirler verin ve onların yerine getirildiği aşamaya kadar o müthiş heyecanı yaşayın.

Oğuz Saygın

Sağlıklı Beslenme Alışkanlığını Geliştirmek İçin

Kasım 05, 2017
Birçoğumuz farkındayız ki sağlıklı beslenmek kilomuzu olması gerektiği seviyede tutar, sağlık problemleri yaşamamızı engeller ve yaşa bağlı sorunları da hafifletir ve geciktirir. 



Sağlıklı beslenebilmek için, sürekli diyet yapmak zorunda değilsiniz ve yapmamalısınız da. Çünkü sürekli olarak besin değeri az olan gıdalar tüketmek de kötü sonuçlar doğurabilir. Eğer düzenli ve sağlıklı bir beslenme alışkanlığı edinmek istiyorsanız, uzun vadeli değişiklikler yapmalısınız. Kategorilenmiş diyetler sağlıksız ve geçici çözümlerdir.

Dengeli yemeye ve olabildiğince çeşitli gıdalar tüketmeye odaklanmalısınız. Yalnızca birkaç küçük değişiklikle ve kararlılıkla, beslenme alışkanlığınızı sağlıklı ve dengeli bir hale getirebilirsiniz.

  Yeme Alışkanlıklarınızı Değiştirmeye Hazır Olmalısınız

Doktorunuzla konuşun.

Sağlık durumunuza ve kan değerlerinize göre nasıl beslenmeniz gerektiğini doktorunuza danışın. Öğünlerinizi belirlerken neyi ön planda tutmanız gerektiğini, vücudunuzun hangi vitaminlere ihtiyacı olduğunu öğrenin.

Yemek Günlüğü Oluşturun

Yeme alışkanlıklarınızı değiştirmeye başlamadan önce küçük bir defter tutun.Bu deftere gelişmeleri kaydetmek, başarınızı kanıtlayacak ve daha kararlı olmanızı sağlayacaktır. En az 1 hafta boyunca neler yiyip içtiğinizi deftere kaydedin. Hiçbirini atlamamaya özen gösterin.

1 haftanın sonunda, değişiklikler yapılmasını düşündüğünüz noktaları işaretleyin. Örneğin, yeterince su içmediğinizi ya da kahvaltıyı çok fazla atladığınızı ele alabilirsiniz.

Yapılacaklar Listesi Hazırlayın

Değişiklik yapacağınız yerleri bulduktan sonra, bunları somut fikirlerle kağıda dökün ve maddeler halinde yazın.

Size Katılacak Birini Bulmaya Çalışın

Ailenize ya da bir arkadaşınıza, hayatınızda yapacağınız bu değişikliklerden bahsedin ve size katılmalarını önerin. Böylece hem kendileri için iyi  bir şeyler yapmalarına vesile olmuş olacaksınız, hem de birbirinize destek ve cesaret vermiş olacaksınız.

İnternet üzerindeki online diyet gruplarına da katılabilirsiniz.
Değişim Süresince Yapmanız Gerekenler

Her Gün Düzenli ve Belirli Gıdalar Alın

Gün boyunca yeterli kaloriyi almanız ve yorgun düşmemeniz önemlidir. Öğünleriniz yetersiz olursa veya tükettiğiniz gıdalar çok besleyici olmazsa, gün içinde kendinizi yorgun ve halsiz hissedebilirsiniz. Bunu yaşamamak için besleyici gıdalar tüketmeli ve aynı zamanda beslenme listenizde besin değeri yüksek, protein açısından zengin gıdalara yer vermelisiniz.

 Bir araştırmada farelere 1 öğün doyasıya gıda veriliyor ve günün geri kalanında oruç tutmaları sağlanıyor. Bu şekilde beslenen farelerde yağlanma ve halsizleşme oranının, düzenli beslenen farelere göre çok daha fazla olduğu saptanıyor.

Gün içerisinde yoğurt, meyve, kuruyemiş, haşlanmış yumurta, peynir gibi besleyici ve kalorisiz gıdalar tüketerek açlık hissi ve halsizliğin önüne geçmiş ve sağlığınıza yatırım yapmış olursunuz.

25 Ekim 2017 Çarşamba

Düşünceleriniz Hayatınızı Kontrol Eder

Ekim 25, 2017
İçin için kafanızda hayaller olarak gördüğünüz DÜŞÜNCELERİNİZ hayatınızı kontrol eder ve geleceğinizi kararlaştırırlar. Bunlar, hayatınızın nasıl inşa edileceğini gösteren manevi bir plan gibidirler.

Eski Roma'nın büyük imparatoru ve filozofu Marcus Aurelius şöyle yazmıştır: "Hayatımız düşncelerimizin yarattığı bir şeydir." Hakikaten de böyledir. Düşüncelerimiz, şuur altımıza yansıyan hayali resimlerdir. Bu da bizi hayal ettiğimiz kişiliğimize dpğru götürür veya ona doğru çeker.

Modern psikoloji alanındaki yeni buluşlar da bu hakikati tekrar tekrar ispatlamaktadır: "İnsanların hayal ettikleri bir kişilikleri vardır ve sonunda hayal ettikleri insan halini alırlar."  İnsanın hayal ettiği kişilik, kafasında canlandırdığı resimdir.

Jonathan Edwards, kafamızdaki hayallerin bizi daima yönettiğini açıklamıştır.  Onun sözlerini olduğu gibi alalım. "İnsanın kafasındaki fikirler ve hayaller onları daima yöneten görünmez güçlerdir. Bu, kafanızdaki hayaller yoluyla hayatınızı yönettiğiniz(kontrol ettiğiniz) anlamına gelir.

Binlerce yıllık tecrübe ve müşahede şunu hiç şüphe götürmeyecek bir şekilde ispat etmiştir: HAYALİNİZDE CANLANDIRDIĞINIZ İNSAN HALİNİ ALIRSINIZ. GELECEĞİNİZ, KAFANIZDA HAYAL ETTİĞİNİZ ŞEKİLDE OLACAKTIR.

M. R. Kopmeyer

23 Ekim 2017 Pazartesi

Umut Mevsimi - Darien Gee

Ekim 23, 2017

 Merhabalar! :) Darien Gee'yi Dostluk Ekmeği kitabıyla tanımıştık hepimiz. Avalon kasabasında yaşamakta olan birkaç kadının derin ve duygusal yaşantılarını anlatan sıcacık bir romandı dostluk ekmeği.





Yazar: Darien Gee
Çevirmen: Esra Yüksel
Yayınevi: Arkadya Yayınları

Sayfa Sayısı: 600

Dostluk Ekmeği'nin devamı niteliğinde olan ve yeni karakterlerle bezenmekle kalmamış, önceki kitaptan tanıdığımız karakterlere de yer verilmiş. Şimdi kısaca konusundan bahsedelim.

Bettie Shelton, Avalon kasabasında yaşayan kadınların katılımcısı olduğu Koleksiyon Defteri Hazırlama Derneğini kurmuş, neşeli ve hayat dolu bir kadındır. Dernek üyeleri belirli aralıklarla bir raya gelir ve kendi tarzlarına göre hazırladıkları defter sayfalarına istedikleri fotoğrafları yapıştırarak ya da notlar alarak, hatıralarını ölümsüzleştirdikleri bu koleksiyon defterlerini oluşturur ve fikir paylaşımlarında bulunurlar.

Isabel, kocasını trafik kazasında kaybetmiş bir kadındır. Kocası Isabel'i başka bir kadın için terk etmiş ve o kadından bir de çocuk yapmıştır. Çocuk sahibi olmayan Isabel bu duruma çok fazla içerlemiş ve üzülmüş bir durumdadır. Kocasının sevgilisi olan Ava ve çocuğu ile kasabada karşılaşınca da ne yapacağını şaşırır. Onlarla yüz yüze gelmek istemese de birçok kez karşısına çıkarlar...

Yvonne kasabaya yeni taşınmış olan, kasabadaki tek kadın tesisatçıdır. Yvonne, bir tesadüf eseri Isabel ile çok yakın arkadaş olur. Ve içinde sakladığı birçok sırrı, herkesten gizlediği geçmişini onunla paylaşır. Birçok gerçek su yüzüne çıkar.

Frances ise 3 oğlu ve kocasıyla huzurlu bir yaşam sürdürmektedir. Frances ve kocası, hep özlemini çektikleri kız çocuğuna sahip olmak için evlat edinmeye karar vermişlerdir. Fakat Çin'den evlat edinecekleri küçük kızın bazı sağlık problemleri vardır ve birçok başka sorunla da karşı karşıya geleceklerdir.



Şu anda aklıma gelmeyen birkaç karakter daha vardı. Yani anlayacağınız, bol karakterli, akıcı bir kitaptı Umut Mevsimi. Kafa dağıtmak ve günlük hayattan uzaklaşmak için okunacak kitaplar listesine alınabilir.

Ben yazarın tarzını, Debbie Macomber'ın stiline çok benzettim. Ama instagram üzerinden paylaşmış oldığum resmin altında da belirttiğim gibi, bu tarzda yazmaya başlayan birçok yazar ortaya çıkmış olsa da Debbie'nin yerini hiçbiri tutamaz ve Küçük mucizeler Dükkanı serisinin verdiği keyfi hiçbiri veremez...  :)

Altını Çizdiklerim


Sırf yolda yürürken ayağın küçük bir taşa takıldı diye yürümekten vazgeçemezsin. (sf 414)

 

5 Ekim 2017 Perşembe

Zorluklarla Karşılaşmadan da Başarılı Olabilir miyiz?

Ekim 05, 2017
Zorluklarla karşılaşmadan da başarılı olabilir miyiz?

Mutluluğun ve başarının yolunu bulanlar mutlaka birçok güçlükle karşılaşmış ve bu güçlükleri yenmişlerdir. Bunalumlı bir dönemden geçmeden başarılı olmak çok zordur. Başarılı ve mutlu insanlar, neşeli, cana yakın ve çok enerjik olabilirler. Ama bu durum zor problemlerle karşılaşmadıkları anlamına gelmez. Kötümser kişilerle karşılaştırıldıklarında, olaylar karşısında daha dayanıklı oldukları anlaşılır.

Herhangi bir dalda önemli başarı göstermiş kişilerin hayatları incelenirse, onların, birçok talihsiz, cesaret kırıcı ve engelleyici durumla karşılaştıkları görülür. Önemli olan kötü bir olayla karşılaşmak değildir. Bu olaya nasıl baktığımız önemlidir. Eğer kötü durumdan ders alabiliyorsak, o kötü durum bize hizmet etmiş demektir.


İnsanların büyük çoğunluğu, kötü durumları başarıya çevirmeyi bilmezler. Hep şartlardan yakınırlar. Başarılı insanlar ise her olaydan ders alırlar. Başarısız oldukları zaman da üzülmezler; çünkü bundan ders almış olmak bile onlar için bir kazançtır.

Başarısız kişiler ise çoğu zaman başkalarının kendilerini engellediğinden söz ederek insanlardan faydalanma yoluna gitmezler. Üstelik onları kendileri için engel olarak görürler.

Unutmamalıyız ki, diğer insanlar başarımızı engelleyemez. Kendimizin gelişmesine en büyük engel yine kendimizizdir. Onun için kendimizi eleştirmeliyiz. Eğer kendimizde bir hata bulmuşsak üzülmemeliviz. Hatalarımızı, başarılarımızı sağlayan nedenlerden biri olarak ele almalıyız. Sözgelimi doktorlar, insan sağlığı için olumsuz durumlardan bile yararlanırlar. Bir hasta nedeni bilinmeyen bir şekilde ölmüşse, otopsi yaparak ölüm nedenini bulmaya çalışırlar. Böyle değerlendirilen bir ölüm olayı, diğer insanların hayatlarını kurtardığı için de faydalıdır. Demek ki kötü olarak nitelediğimiz her olay, ondan bir şey öğrenebildiğimiz sürece değerlidir.

Bir problem ne kadar zor olursa olsun mutlaka çözmenin bir yolu vardır. Bu inanışta olduğumuz zaman olumlu düşünceleri bir mıknatıs gibi çekeriz. Böylece olumlu enerjimiz artar. Problemin büyüklüğü önemli değildir, önemli olan bu zorluğu çözeceğimize inanmamızdır. Ayrıca problemin iyi tarafını görebilirsek hem problemi çözeriz, hem de başarı duygusunu tatmış oluruz. Savaş olmadan zafer olmayacağını unutmamalıyız.


Zülfikar Özkan

24 Eylül 2017 Pazar

Başarılı İnsanın Özellikleri-Düşünce Yapısı

Eylül 24, 2017
  Başarı, bir iş veya bir faaliyet sonucu elde edilen olumlu ve sevindirici sonuçtur. Başarılı insanlar, kendilerinin belirlediği amaçlara belli bir zaman diliminde ulaşırlar. Bu insanlar uyumlu ve doyumludur. Bu noktaya ulaşmak için öncelikle bir program yaparlar.



  Başarıya ancak belli bir programla ulaşmak mümkündür. Belli bir seviyeye ulaşmış mutlu ve başarılı kişiler, çok ender şikayet ederler. Onlar dış dünyada olup biten olaylarla veya başka insanlarla değil de kendi hedefleriyle ilgilenirler. Daha çok kendilerinin nasıl ve ne kadar değişmesi gerektiği üzerinde emek harcarlar.



Her insan başarılı olmak ister, ama çoğu kişi nasıl başarıya ulaşacağını bilemez. Başarılı olmak için büyük düşünmek ve hedef belirlemek şarttır. Belirlenen bu hedefe yaklaştıkça başarı duygusu yavaş yavaş hissedilir. İşte bu durum kişiyi daha üst hedeflere ulaştırır.

Başarıyı düşünen zihin başarı programı yapar. Eğer başarısızlık üreten düşünceler harekete geçiyorsa bir program yoktur demektir. Yetenekleri doğrultusunda çalışan kişi bahanelerle uğraşmaz. Sahip olduğu şeyleri en iyi şekilde kullanmanın ve onlardan büyük ölçüde fayda sağlamanın yollarını araştırır. Bu özelliklere sahip insanları gözlemlediğimizde, onların hem iç başarıya, hem de dış başarıya sahip olduklarını anlarız.

İç başarı, bir insanın, sağlıklı duygu, düşünce ve davranışlar sergilemesidir. Ruh halini güzelleştirmek için yapılan çabalar insanı iç başarıya götürür. Öfkeyle dolu bir baba, çocuklarını kırmamak için kendini kontrol altına alabilirse iç başarıya ulaşmış olur.

Dış başarı ise başkaları tarafından gözlemlenebilen ve ölçülebilen çabalar sonucu ulaşılan kazançlardır. Daha üst bir gelir seviyesine ulaşma faaliyeti, şöhrete kavuşma, makam sahibi olma, üniversite mezunu olma, doktora derecesi alma, bir derneğe kendi isteğiyle başkan seçilme, arzu edilen bir partide üst düzey bir göreve gelme dış başarıya örnektir.

Ne yazık ki insanların çoğu iç başarıyı ihmal etmektedirler ve ancak dış başarıya ulaştıktan sonra içlerindeki boşluğu fark edebilmektedirler. Bu boşluğu fark ettikleri zaman iç başarıyla dış başarıyı dengelemeye çalışırlar, ama bu konuda sayısız ihmalleri olduğu için de denge kurmada çok zorlanırlar. Bu yüzden başarı ve mutluluk için böyle bir denge kurmak şarttır.

Zülfikar Özkan

23 Eylül 2017 Cumartesi

Mutluluğa Programlanmak

Eylül 23, 2017
Mutluluğa inanmayan bir insanın mutlu olması imkansızdır. O yüzden insanın kendini mutlu olacağına inandırması, şartlandırması ve programlaması gerekir. Örneğin, samimi ilişkiler kurmaktan kaçınanlar, evlenmeyi sevmeyen ve gülmeyi unutmuş trajik karakterli insanlar mutluluğa inanmazlar ve bu yüzden de mutlu olamazlar.



Aslında mutsuz insan, yanlış yöne bakan insandır. Bir insanın mutlu olabilmesi için her şeyden önce bakışlarını kendi içine çevirmesi gerekir. Her ne kadar dış şartlar mutlu olmamıza engelmiş gibi görünseler de, düşünen insan, mutluluğun bir "tavır meselesi" olduğunu anlamakta gecikmeyecektir.



Unutmamak gerekir ki, olumlu düşünceler beden kimyasını bile iyi yönde değiştirebilmektedir.

Epictetos, "Tanrı, bütün insanları mutlu olmaları için yaratmıştır, talihleri ters gidiyorsa kendi yanlışları yüzündendir" der.

Montaigne ise daha öğreticidir: "Çağımızda yüzlerce işçi, yüzlerce çiftçi gördüm ki üniversite rektörlerinden daha bilge ve daha mutluydular ve ben daha çok onlara benzemek isterdim."

 

Zülfikar Özkan

 

17 Eylül 2017 Pazar

Günce - Chuck Palahniuk

Eylül 17, 2017

Selam :) Yine ayrıntı yayınlarından çıkmış bir kitapla karşınızdayım. Chuck Palahniuk için en sevdiğim yazar diyebilirim. İlk olarak Dövüş Kulübü kitabını okumuştum; sonra Tıkanma ve diğerleriyle devam ettim.



Günce, yazarın okuduğum 9. kitabı oluyor yanlış hatırlamıyorsam. İçlerinden en çok etkilendiğim kitaplar "Tıkanma" ve "Lanetli" oldu; belirteyim. :) Neyse... Günce kitabının konusundan kısaca bahsedeyim. 



Konu


Günce, hamile kalınca güzel sanatlar fakültesini bırakıp kocasıyla huzurlu bir adaya yerleşen, Misty isimli bir kadının öyküsünü anlatıyor. Misty evlilikle birlikte hayatının kurtulacağını ve çok iyi bir yaşantı süreceğini zannetmiş fakat yıllar sonra kendisine dönüp baktığında şu profili görüyor ve bundan hiç memnun değil: hastanede komadaki kocasını bekleyen, bir otelde hizmetçilik yapan, kilo almış, yaşlanmış bir kadın.

Kayınvalidesi ve kızıyla, bıkmışlık dolu bir hayat sürdürmeye çalışıyor. Çevresindeki herkes onun tekrar resim yapması gerektiğini söylüyor ve müthiş eserler ortaya çıkarıp ünlü bir ressam olarak, yaşadıkları adanın eski varlıklı haline dönmesini sağlayacağına inanıyor.


Genel Yorumlarım


Uzaktan bakınca sanki sıradan bir konuymuş gibi görünebilir ama Chuck Palahniuk'un müthiş iğneleyici ve marjinal anlatımıyla, girdiği korkunç ayrıntılarla kitap son derece etkileyici ve vurucu bir hale gelmiş. Hayatıma dair çok şeyi sorgulamamı sağlayan, birçok bakış açısı ve farkındalık yaratan bir kitap Günce. Misty'nin yaptığı hataları ve düşünce yapısındaki olumsuz şeyleri ne kadar çok insanın yaptığını fark etmemi sağladı. Kendi hayatını mahveden ve seçimlerini düşünmeden yapanların düştüğü çıkmazlar, yakınların baskısı ve başka birçok konuda düşünmeme vesile oldu. Alıntıları okuyunca da bu dediklerimi daha iyi anlayacaksınız. :) Chuck Palahniuk'un en iyi kitaplarından biri diyebilirim ama en iyilerde hala "Tıkanma" ve "Lanetli var hala...


Altını Çizdiklerim


İşin aslı, çocukken, biraz daha büyük olsan bile, diyelim ki yirmi yaşlarında ve güzelsanatlar akademisine kaydını yaptırmış olsan bile gerçek dünya hakkında hiçbir fikrin yoktur. Birisi seni sevdiğini söylerse ona inanmak istersin. O erkek seninle evlenmek ve seni cennet gibi bir adada bulunan evine götürmek istiyordur sadece. Sadece seni mutlu etmek istediğini söyler. (sf 18)

Sadece kayıtlarda bulunması açısından, Misty seni hala seviyor. sevmeseydi, sana işkence etmekle uğraşmazdı. (sf 42)

Peter'la ayakta tedavi edilen evsiz, sabun yüzü görmemiş bir ruh hastası arasındaki tek fark Peter'ın mücevherleriydi. (sf 43)

Belki de insanların sevdikleri şeyi yapabilme riskini göze alabilmek için gerçekten acı çekmeleri gerekiyordur. (sf 61)

Thomas Mann'a göre, büyük sanatçılar aslında hastalıklı kişilerdir. (sf 61)

"Bu gereksiz ayrıntılar", dedi Peter, "onları bir araya getirene dek gereksizlerdir sadece. "Her şey bir başınayken hiçbir şeydir aslında. (sf 119)

Sadece kayıtlarda buşunması açısından, Misty'nin seçtiği her renk, attığı her çizgi kusursuz, çünkü artık umursamaktan vazgeçti. (sf 151)

Aynı ucizeleri tekrar tekrar yaratabilirsin, yeter ki sonuncuyu hatırlayan biri çıkmasın. (sf 161)

Yeterli miktarda stres, iyi veya kötü, aşk veya acı, mantığımızı sakatlayarak bize başka şekilde asla sahip olamayacağımız fikir ve yetenekler bahşeder. (sf 163)

Acıyı unutmak zor olsa da, güzelliği hatırlamak daha da zordu. (sf 182)

 

16 Eylül 2017 Cumartesi

Tehlikeli Yakınlaşma - Jenn Ashworth

Eylül 16, 2017
 Ayrıntı yayınlarının yeraltı edebiyatı serisinden çıkmış olan Tehlikeli Yakınlaşma kitabını geçen hafta bitirmiştim. Oldukça farklı bir kurgusu olan, ilgi çekici bir kitap. Bazı insanların ruh hallerini anlamanızda ve empati konusunda gelişmemi sağladı. Ana karakter çok gerçek birisiydi sanki; bu yüzden sıklıkla kendimi onun yerine koyabildim. Her ne kadar ana karaktere çok gıcık olsam da... Neyse, konudan bahsedelim.


Konu

Annie, erken yaşta evlenmiş bir kadındır. Kitap, Annie'nin tek başına(yanına sadece kedisini alarak) yeni bir eve taşınmasıyla başlıyor. Yeni evindeki komşularını gözlemliyor, sosyalleşme planları yapıyor, kişisel gelişim kitapları okuyarak insan ilişkileri konusunda kendini geliştirmeye çalışıyor.

Fakat Annie'nin bazı içsel sorunları da var. Geçmişinde yaşadığı her şeyi kitap ilerledikçe aradaki bölümlerde okuyoruz. Annie başarısız bir evlilik geçirmiş ve içindeki boşluğu tanımadığı yüzlerce erkekle cinsi birliktelikler yaşayarak doldurmaya çalışmış bir kadın. Bu konudaki esas sebep aslında, Annie'nin çok kilolu bir kadın oluşu. Çok arzulanıp istendiğini bilmek onu tatmin ediyor. Ama bir yandan da kendiyle ve kilolarıyla barışık olduğunu vurgulayıp duruyor.

Her neyse. Annie, yan komşularıyla ilgili kafasında kurduğu şeyler yüzünden kendini yiyip bitirmeye ve çok tuhaf davranışlar sergilemeye başlıyor. Yan dairede yaşayan iki sevgiliyi ayırmak istiyor, onları değişik şekillerde sabote ediyor; çünkü adamın kendisine aşık olduğuna tüm kalbiyle inanıyor. Ve bu konuda git gide psikopatlaşan zihin çıkmazlarına sürükleniyor.

Genel Yorumlarım

Kitabın arka kapağını okuduğumda, değişik bir kadının iç dünyasını tanıyacağımı ve kitaptan bir sürü şey öğrenebileceğimi düşünerek başladım.

Evet, değişik bir kadının iç dünyasını tanıdım fakat bu durumun bana çok bir şey kattığını söyleyemeyeceğim. Belki de bunun sebebi kitap boyunca bu ana karaktere çok gıcık olmuş olmamdır.

Çünkü bir kitapta ana karakteri sevdiyseniz zaten çok akıcı okunuyor ve insanı daha çok etkiliyor. Kendi açımdan bakınca okumasam da olurmuş diyorum; ama akıcılığında bir sorun yok, sadece hiçbir karakterin benle uyuşmaması ve hiçbir karaktere ısınamayışım kitabı güzel yorumlamamı engelliyor...

Bu kitapta sevdiğim tek kısımlar, Annie'nin kişisel gelişim kitaplarında okuduklarını aktarmasıydı; zaten altını çizdiklerimin de çoğu bunlardan oluşuyor.

Altını Çizdiklerim

Bazı şeyleri düşünmeyi bırakmalısın, yoksa hayatta kalamazsın. (sf 10)

Eğer yeni bir başlangıç yapmak istiyorsan geçmişin çöplerini de yanında getirmenin bir anlamı yok. (sf 16)

Bazen hayatın bizi kendimizden bile koruduğunu ve ne kadar iyi olduğunu anladım. (sf 19)

Başka biri için knedini mutsuz etmenin hiçbir manası yok. Yerinden kalkıp bir şeyleri değiştirmelisin; olduğun yerde kalıp kendi kendine değişmeyecek şeylerin değişmesini beklemenin bir anlamı yok. (sf 98)

Beni bu şekilde hafife almasından hoşlanmıştım. Bu durum sanki geride sadece bana kalan, onun bilmediği gizli bir şeylere sahip olduğum duygusu yaratmıştı bende. (sf 118)

Her şeyi bebek belirliyordu.Hayat böyle bir şey miydi: bütün çocukluğun yetişkinlerin sana ne yapman gerektiğini söylemesiyle geçiyordu ve sonra ne yapman gerektiğini söyleyerek geçiyordu ve sonra birkaç bağımsız yılı takiben hayatının geri kalan bölümünde, kaza eseri oluşan bir et parçasının çığlık atan borusu mu öttürecekti? Hiç sanmıyordum. Kulaklarıma pamuk tıkadım ve her şeyin üstünde ben hükmettim. (sf 241)

Yorgundum. Başına gelinceye kadarne kadar yorgunluğun mümkün olabileceğine ve bu kadar yorgunluğun insanın zihnine ve neyin iyi neyin kötü olduğundaki duygusuna neler yapabileceğine inanamazsınız. (sf 245)

13 Eylül 2017 Çarşamba

Nefesini Tut - Don't Breathe

Eylül 13, 2017
Yine bir gerilim filmi yorumuyla karşınızdayım :) Uzun zamandır izlediğim en iyi filmlerden biriydi Nefesini Tut. İzlerken çok fazla gerildiğim, her geçen dakikada ayrı ayrı şok ve heyecanlar içerisine girmeme sebep olan bir film.

Konu

Rocky, istismarcı annesinden kurtulmuştur ve küçük kız kardeşiyle yoksul bir hayat sürdürmektedir. Bir gün o ve arkadaşları kapsamlı bir plan yaparlar. Görme engelli bir yaşlı adamın evine girecek ve kilitli kasasını açıp tüm parasına el koyacaklardır.

Gece eve girerler ve evin içinde keşif yaparken görme engelli adamın uyanıp onları fark ettiğini görürler.  Başta hiç telaş etmeden, kendilerini gizlemeye uğraşırlar fakat karşı karşıya oldukları adam, zannettiklerinden çok daha güçlü ve akıllıdır. İçlerinden birini önce boğmaya çalışır, sonra ateşli silahla işini bitirir. Sıra diğerlerine gelecekken, onlar kaçmak için uğraşır ve her seferinde kör olan adamın zannettiklerinden daha korkutucu olduğunu anlarlar. Ve aksiyonlu sahneler adrenalin git gide artarak devam eder...

Genel Yorumlarım

Filmi izlerken bir an bile sıkıldığımı söyleyemem. Ama bazı şeyler biraz gerçeküstü gelmedi de değil. Örneğin birine tam öldü dediğiniz anda yeniden diriliyor;gerçek hayatta mümkünatı yok bunun :D  Bu bakımdan azıcık gerçeklikten uzak da olsa bu film izlemeye değerdi.

Bitiş kısmına gelirsek çok sürprizli bir şey beklememiştim ama yine şok eden bir şeyle karşılaşıyorsunuz sonunda.













11 Eylül 2017 Pazartesi

Anlat Bakalım - Chuck Palahniuk

Eylül 11, 2017
 Selam :) Tüm kitaplarını okumaya çalıştığım nadir yazarlardan biri olan Chuck Palahniuk'ın Anlat Bakalım kitabını yorumlayacağım. İnternette gezinince bu kitaba dair hep olumsuz eleştiriler olduğunu gördüm. Bu olumsuz eleştirilerden çoğuna katılıyorum. Kitabın konusundan bahsettikten sonra neden bu kitabın beni yazarın diğer kitaplarına oranla çok daha az etkilediğinden söz edeceğim.


Yazar: Chuck Palahniuk
Çevirmen: Şeyda İşler
Yayınevi : Ayrıntı Yayınları


Sayfa Sayısı : 192


İlk Baskı Yılı : 2014



 

Konu


Film yıldızı olan ama artık yaşlanmaya başlayan Katherine Kenton'un hizmetçisi Hazie tarafından anlatılıyor her şey. Aslında Hazie bir hizmetçi değil; Bayan Kathie'nin film yıldızı olmasında ve ilerlemesinde rolü olan, hayatını iyi ve düzenli bir şekilde devam ettirmesine zemin oluşturan bir insan. İzlediğimiz filmlerin kamera arkasında çalışan kadrı gibi tıpkı.

Bayan Kathie, yaşlanmak üzere ve 7 evlilik yapmış, birçok estetik operasyon geçirmiş bir film yıldızı. Bayan Kathie, Webster Carlton Westard isimli bir genç adama aşık olur ve onunla birlikte olmaya başlar. Hazie ise bu birlikteliğin Bayan Kathie'ye zarar vereceğini düşünmektedir. Adamın, eski film yıldızları kadınlarla birlikte olup, onlar hakkında doğru ya da yalan gerçekleri kağıtlara geçirerek, o film yıldızı öldükten sonra bu rezillikleri ortaya çıkarıp prim yapmaya çalışan bir sahtekar olduğu biliyordur.

Hazie bunu, adamın bavulunda gördüğü kağıtlarla bir kez daha anlar. Webster, Bayan Kathşe'yle geçirdiği aşk yıllarını anlatıyordur bu uzun yazılarda. Sonunda da Bayan Kathie öldüğü yazılar... Hazie bunu fark edince, adamın yazdığı yazıları gizlice okur ve Bayan Kathie'ye yazılmış olan ölüm sonunun gerçekleşmemesi için uğraşır; bunu farklı farklı ölüm senaryoları ve önleme çabaları takip eder.


Genel Yorumlarım


Konunun çok farklı, tam bir Chuck Palahniuk tarzı orjinal bir konu olduğunu söyleyebiliriz. Kitapla ilgili esas sıkıntı anlatım şeklince.

Öncelikle, kitap zaten incecik. Üstelik her sayfada onlarca o dönemlerin film yıldızlarının ve yönetmenlerinin adı geçiyor; tek seferlik olarak. Bu isimler koyu renkle yazılmış ve öyle çok var ki kitabın yarıdan fazlasını bu isimler dolduruyor gibi.

Pek etkileyici bir kitap değildi; yazarın diğer kitaplarının muhteşemliğini de düşününce...

Chuck Palahniuk okumaya başlayacaksanız kesinlikle Tıkanma kitabıyla başlayın derim. Önümüzdeki zamanlarda, o kitabı 4. kez falan okumuş olacağım.


Altını Çizliklerim


"En marifetli iltifatlar, demişti bir zamanlar oyun yazarı William Inge, "onu dile getireni, muhattabından daha çok göklere çıkarır." (sf 64)

Zannedersem, dünyanın vemeye yeltendiği her türlü hasardan daha beterini kendi kendinize vermenizde bir avuntu, belki de bir tür irade mevcut. (sf 69)

Tüm dünya sizden bir parça koparmaya çalışan sırtlanlar ve akbabalardan ibaret. Kalbinizden, dilinizden ya da menekşe gözlerinizden bir parça koparmaya çalışanlardan. Sizin en iyi özelliğinizi kahvaltı niyetine yemek isteyenlerden. (sf 97)

Sanatın hayatı taklit ettiğimden dem vurursunuz ama aslında tam tersi doğrudur. (sf 99)

Müstehcen bir yalan her zaman asil bir hakikate baskın çıkar. (sf 114)

 

10 Eylül 2017 Pazar

Yalvarış (Prevenge)

Eylül 10, 2017
Herkese selam :) Bir gerilim filmi yorumuyla daha karşınızdayımm :D Konusu çok dikkatimi çekti Yalvarış filminin. İzlediğime değdi mi derseniz, asla. İzlemesem de olurmuş... Başrolde oynayan Alice Lowe, senaryoyu hamileliği süresince yazmış. Keşke filme geçirmeden önce iyice bir düşünselermiş...
Konu

Ruth, karnı iyice büyümüş hamile bir kadın. İçindeki bebekle konuşabiliyor ve bir bebek sesiyle bebeğe de bir sürü replik verilmiş. Fakat bu konuşmalar sıradan şeyler değil; Ruth'un kocası bir dağcılık etkinliği sırasında ölmüş ve kocasının ölümünden sorumlu gördüğü bazı insanlar var. Bebek de Ruth'a, bu insanları acımasızca öldürmesini emrediyor. O da bebeğin her dediğini yapıyor ve acımasız cinayetler işliyor.


Genel Yorumlarım

 Film boyunca hiç gerilmedim. Sadece vahşi cinayet sahneleri çok açıkça gösteriliyordu ve zaman zaman içim bir tuhaf oldu. Sonuna kadar izlememin tek sebebi, bebek doğunca ne olacağını merak edişimdi. Onu bile boşuna beklemişim; çünkü sonunda hiçbir şekilde şaşırmıyor, bir sürprizle karşılaşıyorsunuz ve hatta filmi iyice vasat kılan berbat bir son yazılmış... Ama sondaki o bebeğin şirinliğine hayran oldupumu belirtmeden geçmeyeyin :)

Kısaca söylemek gerekirse, çok aşırı melankolik bir havası olan, şaçma sapan bir filmdi. Vaktinizi harcamayın derim. Gerilim seviyorsanız bunun yerine Split  filmini izleyin...


SPOİLER


Başroldeki kadına çok sinirlendim. Özellikle de 70ler partisinde gördüğü o adamla takside öpüşürken midem bulandı ve iyice soğudum karakterden.


Filmden Kareler