Kitap Yorumları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kitap Yorumları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Aralık 2017 Çarşamba

Öksüzler Treni - Christina Baker Kline

Aralık 27, 2017
 Herkese selamm :) Arkadya yayınlarından çıkmış olan Öksüzler Treni kitabını yorumlayacağım. Sıkıcı bir kitap değildi ama nedenini anlayamadığım bir şekilde elimde sürünen, bir iki hafta içerisinde ancak bitirebildiğim, araya başka kitaplar sıkıştırdığım bir kitaptı. Arkadyadan okuduğum hiçbir kitapta böyle hissetmemiştim daha önce; hepsi aşırı sürükleyici ve en fazla 2 günde biten kitaplardı. Bu yüzden öksüzler treni beni biraz şaşırttı. Neyse, konudan biraz bahsedip genel yorumlarımı ayrıntılı olarak yapayım. 



Kitabın Adı: Öksüzler Treni

Yazarı: Christina Baker Kline

Çevirmen: Duygu Parsadan

Yayınevi: Arkadya Yayınları

Sayfa Sayısı: 368


Konu

Kitapta 2 ana karakter var; birisi 16 yaşında, koruyucu ailesiyle yaşan ve problemleri olan 16 yaşındaki Molly. Diğer ana karakter de çok yaşlı bir kadın olan Vivian. Molly, kütüphaneden kitap çalmaya teşebbüs ettiği için toplum hizmeti cezası alıyor ve yaşlı bir kadının çatı katını temizlemesine yardım ederek bu cezayı tamamlayabileceği bir fırsatla karşılaşıyor. Kitapta Molly'nin günümüzde yaşadıkları ve Vivian'ın çocukluğundan itibaren yaşadıkları bölüm bölüm anlatılıyor.

 Vivian, daha küçücük bir kız çocuğuyken öksüz kalıyor ve onun gibi binlerce öksüz çocuğun evlat edinilmek üzere yolculuk yaptıkları bir trende yolculuk etmek zorunda kalıyor. Verildiği ailelerde açlık, sefalet, taciz, şiddet gibi zorluklarla karşılaşıyor. Ama hayatı bir şekilde değişiyor ve yıllar sonrasında Molly'e bu zorluklarla dolu hayatını anlatıyor.


Genel Yorumlarım

Konusu ilginç ve sürükleyici gibiydi ama bence daha çok zenginleştirilebilirdi. Anlatımından mı konusundan mı bilmiyorum ama ben biraz sıkıldım okurken. Belki de araya zaman koyarak parça parça okuduğum için böyledir.

23 Ekim 2017 Pazartesi

Umut Mevsimi - Darien Gee

Ekim 23, 2017

 Merhabalar! :) Darien Gee'yi Dostluk Ekmeği kitabıyla tanımıştık hepimiz. Avalon kasabasında yaşamakta olan birkaç kadının derin ve duygusal yaşantılarını anlatan sıcacık bir romandı dostluk ekmeği.





Yazar: Darien Gee
Çevirmen: Esra Yüksel
Yayınevi: Arkadya Yayınları

Sayfa Sayısı: 600

Dostluk Ekmeği'nin devamı niteliğinde olan ve yeni karakterlerle bezenmekle kalmamış, önceki kitaptan tanıdığımız karakterlere de yer verilmiş. Şimdi kısaca konusundan bahsedelim.

Bettie Shelton, Avalon kasabasında yaşayan kadınların katılımcısı olduğu Koleksiyon Defteri Hazırlama Derneğini kurmuş, neşeli ve hayat dolu bir kadındır. Dernek üyeleri belirli aralıklarla bir raya gelir ve kendi tarzlarına göre hazırladıkları defter sayfalarına istedikleri fotoğrafları yapıştırarak ya da notlar alarak, hatıralarını ölümsüzleştirdikleri bu koleksiyon defterlerini oluşturur ve fikir paylaşımlarında bulunurlar.

Isabel, kocasını trafik kazasında kaybetmiş bir kadındır. Kocası Isabel'i başka bir kadın için terk etmiş ve o kadından bir de çocuk yapmıştır. Çocuk sahibi olmayan Isabel bu duruma çok fazla içerlemiş ve üzülmüş bir durumdadır. Kocasının sevgilisi olan Ava ve çocuğu ile kasabada karşılaşınca da ne yapacağını şaşırır. Onlarla yüz yüze gelmek istemese de birçok kez karşısına çıkarlar...

Yvonne kasabaya yeni taşınmış olan, kasabadaki tek kadın tesisatçıdır. Yvonne, bir tesadüf eseri Isabel ile çok yakın arkadaş olur. Ve içinde sakladığı birçok sırrı, herkesten gizlediği geçmişini onunla paylaşır. Birçok gerçek su yüzüne çıkar.

Frances ise 3 oğlu ve kocasıyla huzurlu bir yaşam sürdürmektedir. Frances ve kocası, hep özlemini çektikleri kız çocuğuna sahip olmak için evlat edinmeye karar vermişlerdir. Fakat Çin'den evlat edinecekleri küçük kızın bazı sağlık problemleri vardır ve birçok başka sorunla da karşı karşıya geleceklerdir.



Şu anda aklıma gelmeyen birkaç karakter daha vardı. Yani anlayacağınız, bol karakterli, akıcı bir kitaptı Umut Mevsimi. Kafa dağıtmak ve günlük hayattan uzaklaşmak için okunacak kitaplar listesine alınabilir.

Ben yazarın tarzını, Debbie Macomber'ın stiline çok benzettim. Ama instagram üzerinden paylaşmış oldığum resmin altında da belirttiğim gibi, bu tarzda yazmaya başlayan birçok yazar ortaya çıkmış olsa da Debbie'nin yerini hiçbiri tutamaz ve Küçük mucizeler Dükkanı serisinin verdiği keyfi hiçbiri veremez...  :)

Altını Çizdiklerim


Sırf yolda yürürken ayağın küçük bir taşa takıldı diye yürümekten vazgeçemezsin. (sf 414)

 

17 Eylül 2017 Pazar

Günce - Chuck Palahniuk

Eylül 17, 2017

Selam :) Yine ayrıntı yayınlarından çıkmış bir kitapla karşınızdayım. Chuck Palahniuk için en sevdiğim yazar diyebilirim. İlk olarak Dövüş Kulübü kitabını okumuştum; sonra Tıkanma ve diğerleriyle devam ettim.



Günce, yazarın okuduğum 9. kitabı oluyor yanlış hatırlamıyorsam. İçlerinden en çok etkilendiğim kitaplar "Tıkanma" ve "Lanetli" oldu; belirteyim. :) Neyse... Günce kitabının konusundan kısaca bahsedeyim. 



Konu


Günce, hamile kalınca güzel sanatlar fakültesini bırakıp kocasıyla huzurlu bir adaya yerleşen, Misty isimli bir kadının öyküsünü anlatıyor. Misty evlilikle birlikte hayatının kurtulacağını ve çok iyi bir yaşantı süreceğini zannetmiş fakat yıllar sonra kendisine dönüp baktığında şu profili görüyor ve bundan hiç memnun değil: hastanede komadaki kocasını bekleyen, bir otelde hizmetçilik yapan, kilo almış, yaşlanmış bir kadın.

Kayınvalidesi ve kızıyla, bıkmışlık dolu bir hayat sürdürmeye çalışıyor. Çevresindeki herkes onun tekrar resim yapması gerektiğini söylüyor ve müthiş eserler ortaya çıkarıp ünlü bir ressam olarak, yaşadıkları adanın eski varlıklı haline dönmesini sağlayacağına inanıyor.


Genel Yorumlarım


Uzaktan bakınca sanki sıradan bir konuymuş gibi görünebilir ama Chuck Palahniuk'un müthiş iğneleyici ve marjinal anlatımıyla, girdiği korkunç ayrıntılarla kitap son derece etkileyici ve vurucu bir hale gelmiş. Hayatıma dair çok şeyi sorgulamamı sağlayan, birçok bakış açısı ve farkındalık yaratan bir kitap Günce. Misty'nin yaptığı hataları ve düşünce yapısındaki olumsuz şeyleri ne kadar çok insanın yaptığını fark etmemi sağladı. Kendi hayatını mahveden ve seçimlerini düşünmeden yapanların düştüğü çıkmazlar, yakınların baskısı ve başka birçok konuda düşünmeme vesile oldu. Alıntıları okuyunca da bu dediklerimi daha iyi anlayacaksınız. :) Chuck Palahniuk'un en iyi kitaplarından biri diyebilirim ama en iyilerde hala "Tıkanma" ve "Lanetli var hala...


Altını Çizdiklerim


İşin aslı, çocukken, biraz daha büyük olsan bile, diyelim ki yirmi yaşlarında ve güzelsanatlar akademisine kaydını yaptırmış olsan bile gerçek dünya hakkında hiçbir fikrin yoktur. Birisi seni sevdiğini söylerse ona inanmak istersin. O erkek seninle evlenmek ve seni cennet gibi bir adada bulunan evine götürmek istiyordur sadece. Sadece seni mutlu etmek istediğini söyler. (sf 18)

Sadece kayıtlarda bulunması açısından, Misty seni hala seviyor. sevmeseydi, sana işkence etmekle uğraşmazdı. (sf 42)

Peter'la ayakta tedavi edilen evsiz, sabun yüzü görmemiş bir ruh hastası arasındaki tek fark Peter'ın mücevherleriydi. (sf 43)

Belki de insanların sevdikleri şeyi yapabilme riskini göze alabilmek için gerçekten acı çekmeleri gerekiyordur. (sf 61)

Thomas Mann'a göre, büyük sanatçılar aslında hastalıklı kişilerdir. (sf 61)

"Bu gereksiz ayrıntılar", dedi Peter, "onları bir araya getirene dek gereksizlerdir sadece. "Her şey bir başınayken hiçbir şeydir aslında. (sf 119)

Sadece kayıtlarda buşunması açısından, Misty'nin seçtiği her renk, attığı her çizgi kusursuz, çünkü artık umursamaktan vazgeçti. (sf 151)

Aynı ucizeleri tekrar tekrar yaratabilirsin, yeter ki sonuncuyu hatırlayan biri çıkmasın. (sf 161)

Yeterli miktarda stres, iyi veya kötü, aşk veya acı, mantığımızı sakatlayarak bize başka şekilde asla sahip olamayacağımız fikir ve yetenekler bahşeder. (sf 163)

Acıyı unutmak zor olsa da, güzelliği hatırlamak daha da zordu. (sf 182)

 

16 Eylül 2017 Cumartesi

Tehlikeli Yakınlaşma - Jenn Ashworth

Eylül 16, 2017
 Ayrıntı yayınlarının yeraltı edebiyatı serisinden çıkmış olan Tehlikeli Yakınlaşma kitabını geçen hafta bitirmiştim. Oldukça farklı bir kurgusu olan, ilgi çekici bir kitap. Bazı insanların ruh hallerini anlamanızda ve empati konusunda gelişmemi sağladı. Ana karakter çok gerçek birisiydi sanki; bu yüzden sıklıkla kendimi onun yerine koyabildim. Her ne kadar ana karaktere çok gıcık olsam da... Neyse, konudan bahsedelim.


Konu

Annie, erken yaşta evlenmiş bir kadındır. Kitap, Annie'nin tek başına(yanına sadece kedisini alarak) yeni bir eve taşınmasıyla başlıyor. Yeni evindeki komşularını gözlemliyor, sosyalleşme planları yapıyor, kişisel gelişim kitapları okuyarak insan ilişkileri konusunda kendini geliştirmeye çalışıyor.

Fakat Annie'nin bazı içsel sorunları da var. Geçmişinde yaşadığı her şeyi kitap ilerledikçe aradaki bölümlerde okuyoruz. Annie başarısız bir evlilik geçirmiş ve içindeki boşluğu tanımadığı yüzlerce erkekle cinsi birliktelikler yaşayarak doldurmaya çalışmış bir kadın. Bu konudaki esas sebep aslında, Annie'nin çok kilolu bir kadın oluşu. Çok arzulanıp istendiğini bilmek onu tatmin ediyor. Ama bir yandan da kendiyle ve kilolarıyla barışık olduğunu vurgulayıp duruyor.

Her neyse. Annie, yan komşularıyla ilgili kafasında kurduğu şeyler yüzünden kendini yiyip bitirmeye ve çok tuhaf davranışlar sergilemeye başlıyor. Yan dairede yaşayan iki sevgiliyi ayırmak istiyor, onları değişik şekillerde sabote ediyor; çünkü adamın kendisine aşık olduğuna tüm kalbiyle inanıyor. Ve bu konuda git gide psikopatlaşan zihin çıkmazlarına sürükleniyor.

Genel Yorumlarım

Kitabın arka kapağını okuduğumda, değişik bir kadının iç dünyasını tanıyacağımı ve kitaptan bir sürü şey öğrenebileceğimi düşünerek başladım.

Evet, değişik bir kadının iç dünyasını tanıdım fakat bu durumun bana çok bir şey kattığını söyleyemeyeceğim. Belki de bunun sebebi kitap boyunca bu ana karaktere çok gıcık olmuş olmamdır.

Çünkü bir kitapta ana karakteri sevdiyseniz zaten çok akıcı okunuyor ve insanı daha çok etkiliyor. Kendi açımdan bakınca okumasam da olurmuş diyorum; ama akıcılığında bir sorun yok, sadece hiçbir karakterin benle uyuşmaması ve hiçbir karaktere ısınamayışım kitabı güzel yorumlamamı engelliyor...

Bu kitapta sevdiğim tek kısımlar, Annie'nin kişisel gelişim kitaplarında okuduklarını aktarmasıydı; zaten altını çizdiklerimin de çoğu bunlardan oluşuyor.

Altını Çizdiklerim

Bazı şeyleri düşünmeyi bırakmalısın, yoksa hayatta kalamazsın. (sf 10)

Eğer yeni bir başlangıç yapmak istiyorsan geçmişin çöplerini de yanında getirmenin bir anlamı yok. (sf 16)

Bazen hayatın bizi kendimizden bile koruduğunu ve ne kadar iyi olduğunu anladım. (sf 19)

Başka biri için knedini mutsuz etmenin hiçbir manası yok. Yerinden kalkıp bir şeyleri değiştirmelisin; olduğun yerde kalıp kendi kendine değişmeyecek şeylerin değişmesini beklemenin bir anlamı yok. (sf 98)

Beni bu şekilde hafife almasından hoşlanmıştım. Bu durum sanki geride sadece bana kalan, onun bilmediği gizli bir şeylere sahip olduğum duygusu yaratmıştı bende. (sf 118)

Her şeyi bebek belirliyordu.Hayat böyle bir şey miydi: bütün çocukluğun yetişkinlerin sana ne yapman gerektiğini söylemesiyle geçiyordu ve sonra ne yapman gerektiğini söyleyerek geçiyordu ve sonra birkaç bağımsız yılı takiben hayatının geri kalan bölümünde, kaza eseri oluşan bir et parçasının çığlık atan borusu mu öttürecekti? Hiç sanmıyordum. Kulaklarıma pamuk tıkadım ve her şeyin üstünde ben hükmettim. (sf 241)

Yorgundum. Başına gelinceye kadarne kadar yorgunluğun mümkün olabileceğine ve bu kadar yorgunluğun insanın zihnine ve neyin iyi neyin kötü olduğundaki duygusuna neler yapabileceğine inanamazsınız. (sf 245)

11 Eylül 2017 Pazartesi

Anlat Bakalım - Chuck Palahniuk

Eylül 11, 2017
 Selam :) Tüm kitaplarını okumaya çalıştığım nadir yazarlardan biri olan Chuck Palahniuk'ın Anlat Bakalım kitabını yorumlayacağım. İnternette gezinince bu kitaba dair hep olumsuz eleştiriler olduğunu gördüm. Bu olumsuz eleştirilerden çoğuna katılıyorum. Kitabın konusundan bahsettikten sonra neden bu kitabın beni yazarın diğer kitaplarına oranla çok daha az etkilediğinden söz edeceğim.


Yazar: Chuck Palahniuk
Çevirmen: Şeyda İşler
Yayınevi : Ayrıntı Yayınları


Sayfa Sayısı : 192


İlk Baskı Yılı : 2014



 

Konu


Film yıldızı olan ama artık yaşlanmaya başlayan Katherine Kenton'un hizmetçisi Hazie tarafından anlatılıyor her şey. Aslında Hazie bir hizmetçi değil; Bayan Kathie'nin film yıldızı olmasında ve ilerlemesinde rolü olan, hayatını iyi ve düzenli bir şekilde devam ettirmesine zemin oluşturan bir insan. İzlediğimiz filmlerin kamera arkasında çalışan kadrı gibi tıpkı.

Bayan Kathie, yaşlanmak üzere ve 7 evlilik yapmış, birçok estetik operasyon geçirmiş bir film yıldızı. Bayan Kathie, Webster Carlton Westard isimli bir genç adama aşık olur ve onunla birlikte olmaya başlar. Hazie ise bu birlikteliğin Bayan Kathie'ye zarar vereceğini düşünmektedir. Adamın, eski film yıldızları kadınlarla birlikte olup, onlar hakkında doğru ya da yalan gerçekleri kağıtlara geçirerek, o film yıldızı öldükten sonra bu rezillikleri ortaya çıkarıp prim yapmaya çalışan bir sahtekar olduğu biliyordur.

Hazie bunu, adamın bavulunda gördüğü kağıtlarla bir kez daha anlar. Webster, Bayan Kathşe'yle geçirdiği aşk yıllarını anlatıyordur bu uzun yazılarda. Sonunda da Bayan Kathie öldüğü yazılar... Hazie bunu fark edince, adamın yazdığı yazıları gizlice okur ve Bayan Kathie'ye yazılmış olan ölüm sonunun gerçekleşmemesi için uğraşır; bunu farklı farklı ölüm senaryoları ve önleme çabaları takip eder.


Genel Yorumlarım


Konunun çok farklı, tam bir Chuck Palahniuk tarzı orjinal bir konu olduğunu söyleyebiliriz. Kitapla ilgili esas sıkıntı anlatım şeklince.

Öncelikle, kitap zaten incecik. Üstelik her sayfada onlarca o dönemlerin film yıldızlarının ve yönetmenlerinin adı geçiyor; tek seferlik olarak. Bu isimler koyu renkle yazılmış ve öyle çok var ki kitabın yarıdan fazlasını bu isimler dolduruyor gibi.

Pek etkileyici bir kitap değildi; yazarın diğer kitaplarının muhteşemliğini de düşününce...

Chuck Palahniuk okumaya başlayacaksanız kesinlikle Tıkanma kitabıyla başlayın derim. Önümüzdeki zamanlarda, o kitabı 4. kez falan okumuş olacağım.


Altını Çizliklerim


"En marifetli iltifatlar, demişti bir zamanlar oyun yazarı William Inge, "onu dile getireni, muhattabından daha çok göklere çıkarır." (sf 64)

Zannedersem, dünyanın vemeye yeltendiği her türlü hasardan daha beterini kendi kendinize vermenizde bir avuntu, belki de bir tür irade mevcut. (sf 69)

Tüm dünya sizden bir parça koparmaya çalışan sırtlanlar ve akbabalardan ibaret. Kalbinizden, dilinizden ya da menekşe gözlerinizden bir parça koparmaya çalışanlardan. Sizin en iyi özelliğinizi kahvaltı niyetine yemek isteyenlerden. (sf 97)

Sanatın hayatı taklit ettiğimden dem vurursunuz ama aslında tam tersi doğrudur. (sf 99)

Müstehcen bir yalan her zaman asil bir hakikate baskın çıkar. (sf 114)

 

9 Eylül 2017 Cumartesi

Otomatik Portakal - Anthony Burgess

Eylül 09, 2017

Herkese selam :) İnstagram'daki kitap yorumu sayfalarında sıkça gördüğüm ve çok övülen  Otomatik Portakal kitabına kütüphanede rastlayınca hemen kaptım. Bir çırpıda okunan, fakat içerik bakımından da dopdolu bir kitap. Keşke daha uzun olsaydı dediklerimden oldu.


Konu


Bir mahallede, şiddet yanlısı 4 genç erkek "kankalar grubu" olarak takılmaktadır. Herkese şiddet uygulayan, saldıran, hırsızlık yapan bu 4 gençten biri olan Alex'İn anlatımıyla okuyoruz romanı.

İlk kısımlarda, birlikte neler yaptıklarını anlatıyor; işkence ettikleri insanları, sokak sokak dolaşıp kendilerine av aradıkları geceleri. Alex bu sırada anne babasına da bir yerde çalıştığı yalanını söylüyor.

Okuyucu tüm bunları tanıyıp öğrendikten  sonra, kitap çok farklı bir ortamda devam ediyor. Yaptıkları bir ev soygununda "kankaları" Alex'i satınca, Alex aynasızların eline düşer ve kendisini bir hükümet deneyinin içinde bulur. Bu deney çerçevesinde Alex'in davranışları ve zihni biraz zalim bir biçimde değiştirilmeye, ıslah edilmeye çalışılır. Bu sırada Alex'i köklü değişimler beklemektedir.

Genel Yorumlarım


Son derece merak uyandırıcı, sayfalar arasında kaybolup gittiğiniz ve bu sırada derin düşüncelerle çevrelendiğiniz kitaplardan biriydi Otomatik Portakal. Kimi yerlerde insanın içi cız etse de kitaptan öğrenilecek anlamlı bir şeyler olduğunu bu sayede anlıyorsunuz. Kendinizi tam olarak ana karakter Alex gibi hissedebiliyorsunuz. Kullanılan terminoloji ve birkaç özgün kelime kullanımı da ister istemez zihninize yerleşiyor; "dehşet" kelimesini bu kitabı okuduğum sıralarda birkaç kez üst üste kullandığım olmuştu :D

Kısaca, Otomatik Portakal okuduğum en iyi kitaplar arasındaydı. Tavsiye ediyorum. :)

4 Eylül 2017 Pazartesi

Bir Zamanlar Arkadaştık - Tina Seskis

Eylül 04, 2017
 Selam :) Okuduğum en iyi kitaplar kategorisine sokabileceğim bir kitabı yorumlayacağım bugün. Bir Zamanlar Arkadaştık, konusu itibariyle ilgimi çekmiş olan bir kitap. Konusu dostluk olan eserleri okumaya bayılıyorum...

Kitabın Adı: Bir Zamanlar Arkadaştık

Yazar: Tina Seskis

Çevirmen: Günseli Birol

Yayınevi: Epsilon Yayınevi - Roman dizisi

Sayfa Sayısı: 325


Çok sürükleyici, eğlenceli bir kitaptı. Bölümleri de çok uzun uzun olmadığı için şu bölümü de geçeyim falan derken bir bakmışsınız bitiyor kitap. :D Neyse; konudan bahsedelim.


Konu

Üniversiteden yakın arkadaş olan 7 kadın var. Her yıl düzenli olarak buluyorlar. Dostluklarının 20 küsur yılını devirdikleri dönemde, Hyde Park'ta piknik yapmaya karar veriyorlar. Herkes pikniğe geliyor;ve içkilerin de içilmesiyle birlikte birbirlerine daha önce söylemedikleri veya konuşmaktan kaçındıkları bazı konuları açığa çıkarırlar ve bazı gerçekler gözlerinin önüne geliyor. Fakat piknik esnasında içlerinden biri gölün dibini boylayarak hayatını kaybediyor. Olayın nasıl gerçekleştiğini bilinçli bir şekilde gören ve kadınların konuşmalarını işiten tek bir kişi vardır; ölüm sonrası olaylar bir nevi bu adamın polise anlattıklarıyla şekillenir.


Genel Yorumlarım

Piknik sırasında olanlar anlatılırken, ara ara da bu 7 kadının geçmişlerinden sahneler anlatılıyor. 7 ayrı karakterimiz olduğu için de bu tarz bir anlatım şekli kitabı çok daha sürükleyici ve heyecanlı kılıyor. Okurken bir an bile sıkılmadım ve bir sonraki sayfayı heyecanla çevirdim hep.

 Dostlukların ardında gizlenmiş olan kötü niyetlerin ve insanın içine attığı şeylerin yıllar sonra nasıl kendisine zarar verebileceğini anladım bu kitapla birlikte. Sanki anlatılan her şeyi kendim de yaşamışım gibi tecrübeli hissettim kendimi kitap bittiğinde.

Sonuç olarak, Şiddetle tavsiye ediyorum mutlaka okuyun... :)

31 Ağustos 2017 Perşembe

Sen ve Ben - Niccolo Ammaniti

Ağustos 31, 2017
Herkese selam! :) Niccolo Ammaniti'nin okuduğum ikinic kitabı Sen ve ben'i yorumlayacağım. Daha önce Korkmuyorum isimli kitabını yorumlamıştım ve hayatımda çok fazla etkilendiğim ve hiç ara vermeden aşırı merakla okuduğum nadir kitaplardan biriydi. Neyse. Gelelim Sen ve Ben kitabının konusuna.


Konu


Lorenzo, 14 yaşında, arkadaşlarıyla iletişim problemi olan bir ergendir. Annesi ve babası onun çok asosyal olduğu ve çevresiyle olan ilişkisinin sağlıklı gelişemediği yönünde endişeler duymaktadır. Lorenzo bir gün, arkadaşlarının



düzenlediği ve kendisinin davet edilmediği bir kayak partisinden, sanki davet edilmiş gibi bahseder annesine. Annesi, çocuğunun yaşıtlarıyla normal bir iletişim ve sosyalik göstermesinden memnun bir şekilde, gitmesine izin verir.

Fakat görüldüğü üzere Lorenzo aslında hiçbir yere davet edilmemiştir ve annesi onu yanında kayak malzemeleriyle istediği yere bıraktığında, tekrardan eve döner ve bodrum katına gizlenir. 1 hafta boyunca burada yaşamaya çalışır.

Bu arada madde bağımlılığıyla ilgili problemler yaşayan ve şehir dışından gelen üvey ablası bodrum katta onu bulur. Onun da kalacak bir yere ihtiyacı vardır ve Lorenzo ile bazı anlaşmalar yaparak, birkaç gün boyunca bodrum katında birlikte kalmak zorundadırlar.

Lorenzo kafasını dinleyebileceği 1 hafta hayal ederken ve planlarken, ablasının işin içine girmesiyle birlikte, büyüklerin dünyasındaki sorunlarla yüzleşir ve daha önce hiç farkında olmadığı bazı gerçekleri görmek mecburiyetinde kalır.


Genel Yorumlarım


Kitap kısacıktı, birka saatte bitirdim. Sürükleyiciydi ama o kadar etkileyici değildi. Korkmuyorum kitabına benzer bir konu ve tarzdaymış gibi duruyor ama Korkmuyorum kesinlikle mükemmel ötesiydi. Ama Sen ve Ben kitabını okumasanız da olur diyebilirim...


Altını Çizdiklerim


İnsanları seviyormuşum gibi yapmak hoşuma gidiyordu. (sf 34)

30 Ağustos 2017 Çarşamba

Geri Döneceksin - Maeve Binchy

Ağustos 30, 2017
Selam :) Yıllar önce Maeve Binchy'nin Yalnız Kadınlar Sokağı kitabını okumuştum. Geçtiğimiz günlerde bitirmiş olduğum "Geri Döneceksin", yazarın okuduğum ikinci kitabı. Oldukça akıcı, insanı içine çeken bir anlatım tarzı ve son derece merak uyandırıcı bir konusu var.


Konu


Lena(Helena) Gray, 2 çocuğu ve kocasıyla sıradan bir aile hayatı yaşamaktadır. Ama oturdukları kasabayı ve kasabanın insanlarını bir türlü sevememiştir; içinde garip bir hüzün bulunmaktadır. Bunun bir diğer sebebi de, başka bir adamı çok sevmiş olmasına rağmen şu anki kocasıyla evlenmesidir.

Bir gün, çok sevmiş olduğu o eski aşkı Lena'ya geri döner. Lena, o adamdan hamile kalır. Bir süre sonra da kocasını ve çocuklarını ardında bırakıp o adamla birlikte Londra'ya gider. Kadının kocasına bırakmış olduğunu intihar mektubu zanneden küçük kız, mektubu şömine ateşine atar ve ardından bir yığın yanlış anlaşılmalar başlar.


Genel Yorumlarım


Sürükleyici, sade anlatımlı, bir solukta okunabilecek bir romandı Geri Döneceksin. Yalnız Kadınlar Sokağı kadar hoşuma gitmedi ama yine de en az onun kadar akıcıydı. Okusanız da olur okumasanız da diyebilirim... Bu arada baş karakterlerden biri olan Lena'dan kitap boyunca nefret ettim. Hem çocuklarını çok seven anne gibi konuşuyor, hem de elin adamı için terk ediyor çocuklarını. Bir insanın bu kadar çelişkili davranabilmesi gerçek hayatta çok zor...  Bu yüzden o karaktere bir türlü ısınamadım.

29 Ağustos 2017 Salı

Hayatı Bana Sor - Taylor Caldwell

Ağustos 29, 2017
Herkese selamlarr :) Eski basımlı kitapları keşfetmeyi çok seviyorum. Çünkü günümüz popülerleri arasında olmamaları, onları daha çekici kılıyor. Hayatı Bana Sor kitabı da ilgimi çekti ve arka kapağını da okuyunca kesinlikle okumalıyım diye düşündüm. Kısaca konudan bahsedeyim.

 

Konu

Kitapta ana karakter olarak 2 kız 2 erkek olmak üzere 4 arkadaş yer alıyor. Erkek olanlardan birinin anlatıcılığı eşliğinde okuyoruz romanı.

Kenton isimli kasaba yetişmiş olan ve birbirlerini çok iyi tanıyan bu 4 arkadaşın birbirleriyle ilişkilerini, düşünce ve kişilik yapıları son derece akıcı bir dille anlatılmış. Kasabada yaşayan diğer insanlar da aynı şekilde romana dahil edilmiş.

Genel Yorumlarım

Aklımı uzaklaştırmaya yarayan, sürükleyici, anlamlı bir kitaptı. Anlatılan her şeyi kendiniz yaşamış gibi hissediyorsunuz. Kitabı bitirdiğimde kendimi tüm o hayatları görmüş geçirmiş gibi hissettim ve  u bana çok tecrübeli hale gelmişim hissini verdi. Bu duyguyu yaşatan çok az kitap vardır; o yüzden denk gelirseniz Hayatı Bana Sor kitabını mutlaka okuyun derim. :)

Arka Kapak Yazısı

İkisi kız, pırıl pırıl dört gençtiler. Kader onları hayat oyununa "Kenton" adlı küçük bir kasabada sürdü. Farklı düşünenlerin dışlandığı, ikiyüzlülüğün kural olduğu bu kasaba, onlar için aynı zamanda sonun başlangıcıydı. Yazgıları, aşkları ve ilişkileri, yükseliş ve düşüşleri sanki kasabanın kaderi ile birleşti. Tüm çabalar zinciri kırmaya yetmedi. Çünkü kartlar dağıtılmadan kaybedenler belirlenmişti.

Altını Çizdiklerim

Yapmak ya da söylemek fırsatını kaçırdığım o kadar çok şey var ki. Sanırım, ölüm döşeğimizde işlediğimiz günahlardan da çok bunlara hayıflanıyoruz. (sf 315)

18 Ağustos 2017 Cuma

Yeşil Deniz Kabuğu - Sarah Jio

Ağustos 18, 2017

 Selamlar:) Bir süredir siteye içerik giremiyorum ve yorumlamam gereken birkaç kitap birikmiş durumda. Hepsini telafi etmeye çalışacağım. :)


  Çok merak ettiğim Yeşil Deniz Deniz Kabuğu kitabını birkaç hafta önce bitirmiştim. Kütüphaneden öğlen aldım. Öğleden sonra başladım ve akşam da bitirmiştim.


Hani hiç fark etmeden bitiriverdiğiniz, sayfa numaralarına bile bakmaksızın okuduğunuz kitaplar olur; o akıcılıkta bir kitaptı bu da. 



Kitabın Adı: Yeşil Deniz Kabuğu


Yazarı: Sarah Jio


Çeviri: Fatma Zeynep Öztürk


Yayınevi: Pena Yayınları


Sayfa Sayısı: 312


Baskı Yılı: 2015



Konu


Kailey, nişanlısı Ryan ile çok mutlu bir beraberlik yaşamaktadır. Fakat yıllar önce hiçbir şey söylemeden ortalıktan kaybolmuş olan eski sevgilisi Cade'i hala unutamamıştır. Fakat nişanlısını da çok sevdiğine tüm kalbiyle inanmaktadır.

Ryan ile evlenmesine az bir süre kala Kailey, eski aşkı Cade ile karşılaşır. Ama adam onu hatırlayamayacak bir haldedir. Daha sonra Kailey'in de öğreneceği gibi, Cade beyin travması sonrası hafıza kaybına uğramış ve sokaklarda yaşamaya başlamıştır.

Kailey ikilemlerde kalır. Unutamadığı aşkına yardım edip onun peşinden gitmesi mi gerekiyor, eğer bunu yaparsa evleneceği adama ihanet mi etmiş olur? 


Genel Yorumlarım


Kailey'in neler yaşayacağını aşırı bir biçimde merak ettim ve bir an bile elimden düşüremedim kitabı. Anlatımı son derece sade, bölümler arası geçişler çok merak uyandırıcıydı. Bazı bölümlerde Kailey'in şimdiki zamanda karşılaştığı zorluklar anlatılırken, bazı bölümlerde de eski aşkı ile olan geçmişi anlatılıyordu. Klasik Sarah Jio tarzı bir anlatım şekli yani.

Kafanızı uzaklaştıracak, zihninizi oyalayacak bir kitap arıyorsanız, Yeşil Deniz Kabuğu tam size göre. Aynı zamanda, kitap okumaya yeni yeni başlayacak olan arkadaşlarıma da sürekli Sarah Jio kitaplarını öneriyorum ben. Okumayı sevdirecek kadar müthiş yazıyor... Yepyeni bir sürü kitap yazması dileğimle... Hepiniz hoşça kalın... :)

Yorumlamış olduğum diğer Sarah Jio kitapları:

Mart Menekşeleri

Son Kamelya

Gündüzsefası

 

27 Temmuz 2017 Perşembe

1Q84 - Haruki Murakami

Temmuz 27, 2017
 Herkese selamlar :) 1Q84 kitabını uzun zamandır çok merak ediyordum. Baktığım yorumlara göre, 1286 sayfa olmasına rağmen aşırı sürükleyici ve dolu bir kitapmış 1q84. Kitap fantastik öğeler barındırmasının yanında hayatın gerçeklerine ve aşka da değiniyor, sosyolojik konularda da bazı farkındalıklar sağlıyor insana. Fakat ben okuduğum güzel yorumların bazılarına katılmıyorum... Neyse öncelikle biraz konudan bahsedelim. 

Kitabın Adı: 1q84


Yazarı: Haruki Murakami


Çeviri: Hüseyin Can Erkin


Yayınevi: Doğan Kitap


Sayfa sayısı: 1256



Konu


 Aomame, yaşlı bir kadın için çalışmaktadır. Yaşlı kadının direktifleri ile, kadınlara zarar veren ve yaşamaması gereken bazı zorba adamları özel bir yöntemle öldürür. Bu işlere bulaşmadan önce sade bir yaşam sürdürmektedir; fakat cinayetleri işlemeye başladıktan sonra hayatı bazı ölçülerde değişime uğrar.

Tengo da roman yazmaya meraklı bir matematik öğretmenidir. Yakın arkadaşı olan bir editör, 17 yaşındaki bir kızın yazdığı Pupa Hava metnini kaliteli bir roman halinde yeniden yazmasını ister; Tengo bunu seve seve yapar. Fakat o da Amoame gibi,  bu işe karışmakla hayatında birçok değişikliğe zemin hazırlamış olur.

Bu iki karakterin hikayelerini bölüm bölüm sırayla okuyoruz. Birbiriyle bağlantılı ve gizemli olaylar süregeliyor kitap boyunca.

Kitaptaki diğer ana olaylar da şöyle: Tuhaf gelenekleri ve kuralları olan dini bir grup, bu grubun liderinin gizemli cümleleri, 17 yaşındaki kızın sürekli bahsettiği ''Little People'', ve şu an aklıma gelmeyen birçok karmaşa.


Genel Yorumlarım


 Kitabı yaklaşık yarısına kadar merak içinde okudum; olaylar birbirini izleyerek devam etti. Ama belli bir zaman sonra artık baymaya başladı. Kitabı bitirdiğimde ise içimde sıkıntı mı desem, bunaltı mı desem, bir ağırlık vardı.



Öncelikle şuna değinmeliyim ki çok fazla cinsel unsur vardı kitapta. Bu beni rahatsız etti; çok fazla bu tarz sahnelere maruz kalmış olmak bana hiç iyi gelmedi.

Bir diğer negatif yönü de her biri çok derin anlamlar içerebilecek birçok olaya açıklık getirilmemişti. O kadar sayfa kitap yazmış yazarımız ama bir zahmet, en merak edilen soruların cevabını açıklamamış... En çok merak ettiklerim, Little People'ın tam olarak ne oldukları ve Tengo'nun düzenli olarak cinsel ilişki yaşadığı evli kadına ne olduğu.

Kitapta insanı düşünmeye iten ve düş gücünü geliştiren birçok yön vardı evet; ama bu okumamız gerektiği anlamına gelmiyor. Yani pek tavsiye etmiyorum 1q84 kitabını. Öncelikle çok fazla vakit alıyor; gereksiz bir şekilde fazla vakit alıyor. Onu okuyacağım yerde 5 kitap bitirip kendime daha çok şey katmış olabilirdim...

26 Temmuz 2017 Çarşamba

Üç Yanlış Üç Ceset - Agatha Christie

Temmuz 26, 2017
Selamlar :) Hiç sıkılmadan okumuş olduğum, 191 sayfalık bir Agatha Christie kitabı olan Üç Yanlış Üç Ceset'i yorumlayacağım. 
Kitabın adı: Üç Yanlış Üç Ceset

Yazarı:  Agatha Christie

Çeviri: Gönül Suveren

Sayfa Sayısı: 191


Konu

Hercule Poirot'nun başarılı ve hayata hiç düşmeyen sekreteri Bayan Lemon, daktilo ettiği bir yazıda 3 yanlış yapar. Bunun sebebinin, kız kardeşinin telefonda anlattığı şeyler olduğunu söyler Poirot'ya. Bayan Lemon'un kız kardeşi  Bayan Hubbard, bir öğrenci yurdunda amir olarak görev yapmaktadır. Yurtta çalınan bazı anlamsız eşyalar olması da kadının canını sıkmaktadır.

Bu konuyu Hercule Poirot'yla konuşur kadın. Bu hırsızlık olaylarında dedektifin ilgisini çeken bazı şeyler vardır ve araştırmaya koyulur. Bu sıralarda, basit hırsızlıkları yapmış olan genç kız itirafta bulununca olayların çoğu çözüğlmüş gibi görünür. Fakat çok geçmeden itirafta bulunan genç kızın cesedi bulunur. Daha sonra da cinayetler işlenecektir ve işin içinde 3 zehir şişesi de girince her şey daha da karmaşık bir hale gelir.


Genel Yorumlarım

Yine sonunda şok olduğumuz, bizi alıp başka zamanlara ve mekanlara götüren bir Agatha romanıydı. Bu kitapta da


okurken tahminlerde bulundum ve ilerledikçe tahminlerimi çürüten gerçekler ortaya çıkıp durdu. :) Neyse, kitap klasik Agatha tarzında ama okuduğum diğer Agatha kitaplarına göre biraz daha sıkıcı ve yavan geldi bana. Agatha Christie'yi daha önce okumadıysanız veya yeni yeni başlamışsanız, bu kitabı biraz daha sonraya bırakın derim. Okuduğum en iyi Agatha Christie kitapları :



12 Temmuz 2017 Çarşamba

Gösteri Peygamberi - Chuck Palahniuk

Temmuz 12, 2017
  Herkese selamlar. :) Chuck Palahniuk kitaplarını okurken mutlaka sessiz bir ortamda okumaya dikkat ediyorum ve yanımda kalem bulundurmadan okuyamıyorum. Bu kitap da yine alıntılayacağım birçok cümlenin bulunduğu muhteşem bir Chuck Palahniuk tarzıydı. 

Modern dünyadaki tüketim çılgınlığına ve kalıplaşmış kolektif insanlara eleştiri niteliğindeki iğneleyici cümleler, medyanın insanları yönlendirmesi ve yönetmesi, vs. konularda müthiş çıkarımlar barındıran, farklı ve aykırı bir kitap Gösteri Peygamberi.

[caption id="attachment_1158" align="alignleft" width="300"] DW9YDG[/caption]

Konusu kısaca şöyle: ''Creedish'' isimli mezhep, kendi aralarında kuralları olan ve yaşadıkları bölge içerisinde bu şekilde rutin bir yaşam sürdüren bir topluluk. Tender Brenson da bu mezhebin kurallarına ve yaşantısına göre doğup büyümüş olan binlerce misyonerden biri.

Tender Brenson'ın başına hiç tahmin edemeyeceği şeyler geliyor ve bir anda kendisini televizyon programlarında dini ve ahlaki vaazlar ve öğütler verirken, menajerinin onun için kurduğu yaşantıya göre, şöhretin doruklarında, medyanın kuklası gibi yaşayan bir canlı olarak buluyor.

Bu sırada, dini duyguları kullanarak ticaret yapmak ve bir şeyler 'başarmaya' çalışmak,  insanların aynı düşünmeye yönlendirilişi, yaratıcılıktan ve gerçeklikten uzak şov dünyası, tüketim çılgınlığı ve insanların hassasiyetlerine göre pazarlanan ürünler konusunda müthiş iğnelemeler içeren, mükemmel bir Chuck Palahniuk kitabı.

İlk başları o kadar akıcı olmasa da kısa sürede içine çekiyor kitap sizi...


Altını Çizdiklerim


Bir arad aolmaktan nefret ettikleri ama yalnız kalmaktan da korktukları için insanlar telefon denilen bir alet kullanıyormuş. (sf 297)

Çirkinliğimi kendi lehime çevirmeye çalışıyorum. Amacım; ileride gideceğim noktayla keskin bir tezat oluşturacak düşük bir alt taban belirlemek. (sf 237)

İnsanlara gerçeği söyleseniz bile gözleriyle görmeden asşla size inanmazlar. o zaman da çok geç olur. Bu arada söyledikleriniz onları kızdırmaktan başka işe yaramaz ve sizin de başınızı derde sokar. O yüzden çekip eve gitmeyi tercih edersiniz. (sf 193)

Gerçek şu ki tekrar tekrar öksüz kalabilirsiniz. Gerçek şu ki öyle de olacak. Ve aslında artık hiçbir şey hissetmeyecek hale gelene kadar her seferinde daha az acı çekeceksiniz. (sf 178)

Değişmeyen tek şey değişim olduğundan, acaba insanlar, hayatta gerçekten tamamlayabilecekleri tek şey o olduğu için mi ölümü arzuluyorlar, diye düşünüyorum. (sf 163)

İnsanların olmaya korktukları şey olursanız, onların hayranlığını kazanırsınız. (sf 148)

11 Temmuz 2017 Salı

Vahşi Adalet - Phillip Margolin

Temmuz 11, 2017

  Selamlar :) Ürkütücü kapağı ve merak uyandırıcı arka kapak yazısı ile beni kendine çeken Vahşi Adalet kitabını dün bitirdim. Polisiye ve gerilim türünde uzun zamandır bu kadar başarılı bir kitap okumamıştım.



Konu


  Bir dağ evinde, kesik insan başları, gömülü cesetler ve bir kadına işkence edilirken çekilmiş videoyu içeren bir kaset bulunuyor. Şüpheli kişi, şiddete başvurduğu ve uyuşturucu kullandığı bilinen bir cerrah. Kendisini savunması için avukat Frank Jaffe'yi tutuyor ve deliller çürütülerek şüpheli cerrah bir şekilde serbest kalıyor.


  Frank Jaffe'nin yeni avukat olan kızı Amanda ise bu olaya hep şüpheyle yaklaşıyor. Babasının savunduğu bu müvekkilin bir seri katil olup olmadığı konusunda ikilemler yaşıyor.


  Aradan 4 yıl geçiyor ve aynı şekilde cinayetlerin işlendiği ortaya çıkıyor. Bu olayda görev alan avukat ise Amanda Jaffe oluyor. Avukatlar ve polisler bu olayla ilgili çeşitli bağlantıları çözmeye çalışıyorlar ve çözülmez bir karmaşa içine giriyorlar. Bu sırada gerilim oranımız epey artıyor tabii... Kitabın sonları da inanılmaz şok eden gelişmelerle bitiyor.



Kitabın Adı: Vahşi Adalet


Yazarı: Phillip Margolin


Çeviri: Süreyya Çalıkoğlu


Yayınevi: Ephesus


Sayfa Sayısı: 382



Genel Yorumlarım


  Tam benim sevdiğim gibi; bol karakterli, gizemli olaylar, birbiriyle bağlantılı birçok kafa karıştırıcı olay... Gerilim sevenlerin mutlaka okuması gereken bir kitap Vahşi Adalet. Kitap okuyucuyu hiç sıkmadan ilerliyor.


 Yalnız benim sorumun şu ki, bu tarz polisiye romanlarda baş karakter polislerin ya da avukatların özel hayatlarından çok bahsedilmesi beni çok sıkıyor. Bir an önce bizi geren o ana olaya dönsün istiyorum cümleler. Bu kitapta da biraz özel hayat anlatımı vardı; sadece oralarda birazcık sıkıldım. Ama bu benim bir takıntım olduğu için her okuyucuyu sıkmaz diye tahmin ediyorum :D


  Kısaca, Vahşi Adalet okuduğunuza değecek bir roman diyebilirim. Bu tarz romanlar sevenlerin kaçırmaması lazım. :)

3 Temmuz 2017 Pazartesi

Sığınak - S. L. Lewis

Temmuz 03, 2017
Herkese selamlar :) Psikolojik gerilim türündeki Sığınak romanını birkaç gün önce okumuştum. İlk önce gizemli ve heyecanlı gelmiş olsa da, kitap ilerledikçe ve özellikle hiçbir şey anlayamadığım o son kısmı da okuyunca çok zayıf bir kurgusu olduğunu fark ettim. Kısaca konusundan bahsedeyim.



Konu

Meslek hayatında bazı travmalar yaşamış olan psikolog Stella, evden dışarı çıkamayan, paronayak bir insana dönüşmüş. Daha önce çalıştığı klinikteki psikiyatrist Max ile evli.

  Bir gün kapısı genç bir kız tarafından çalınıyor. Blue isimli bu kız, Max'ın kızı olduğunu iddia ediyor, fakat Stella bazı araştırmalar sonucu bunun doğru olmadığını, Blue'nun, Max'in daha önceki hastalarından biri olduğunu öğreniyor. Sorunlu bir kız olan Blue Max ile kouşmakta ısrar ediyor ve birçok zorluk çıkarıyor.

  Bu sırada Stella'nın meslek hayatındaki travmaya dair olayları da okuyoruz.


Genel Yorumlarım

Aslında kitap güzel bir başlangıca sahip; yarısına kadar falan heyecanlı ilerliyor ve ne olacağını çok merak ediyorsunuz. Fakat ilerledikçe her şey saçmalamaya başlıyor; hele ki sonu aşırı belirsiz ve sanki öylesine bir son yazılmış gibi.

Sığınak kitabını okurken keyif aldım; bunu da genç kız Blue'nun hayatını merak etmiş olmama borçluyum. İyi ki okumuşum dediğim bir kitap değildi. Fazla beklentiye girmemenizi tavsiye ediyorum.... Herkese iyi okumalarr :)


1 Haziran 2017 Perşembe

Bir Bavul Hayal - Kate Alcott

Haziran 01, 2017
Herkese merhabalar :) birkaç gün önce bitirmiş olduğum Bir Bavul Hayal kitabını yorumlamak istiyorum. Konusu çok hoş, ama sürükleyicilikten biraz uzak bir kitaptı benim için Bir Bavul Hayal.


Konu


Tess, başarılı bir terzidir fakat bu alanda kendini kanıtlama şansını bulamıyordur. Titanic gemisinin son seferi sırasında, orada bulunan bir Leydi tarafından işe alınır. Tess de titanic ile yolculuk yapacaktır.

Titanic bir buz dağına çarpar fakat Tess, gemide tanıdığı bir adam sayesinde cankurtaran filikasına binmeyi başarır ve kurtulur. Bu sırada, işe alındığı hanımı hakkında çıkan dedikodular, gemide tanıştığı iki adam arasında bir aşk ikilemi yaşayışı Tess'i yorar.


Genel Yorumlarım


Kitabın ilginç bir konusu var gibi gelmişti bana okurken, herhalde çok etkilenirim diye tahmin ediyordum. Fakat tam bir hayal kırıklığı oldu :( Anlatımı biraz yavan buldum, erteleye erteleye okudum.

Kitabın sonu da beni hiç şaşırtmadı; karakterlerin de yeterince derin olduğunu düşünmüyorum.



Yani bence okumasanız da olur, tam olarak zaman kaybı denemez ama bu zamanı başka kitaplara ayırmanızı tavsiye ederim :)


Altını Çizdiklerim


Ölümle burun buruna gelmek bana istediğim şeyi yapıp söylemem ve kimseyi umursamamam gerektiğini gösterdi. Hayat çok kısa, bir şey üzerinde uzun zaman düşünmeye değmez. (sf 238)